KİTAPTA ŞİİRLERİ OLAN ŞAİRLERİN KISA BİYOGRAFİLERİ

 

KİTAPTA ŞİİRLERİ OLAN ŞAİRLERİN KISA BİYOGRAFİLERİ

 

DEHHÂNÎ

XIII. yy. divan şairi. Doğum ve ölüm tarihi belli değildir. Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Konya’da Selçuklu sarayına girdi. Selçuklu hükümdarı 111. Alâeddin Keykubad’ın emriyle Farsça bir Selçuklu Şehnamesi yazdı. Anadolu’da tasavvuf ve tekke şiirinin çok kuvvetli Olduğu bir çağda, din ve tasavvuf dışı, aşk, şarap şiirleri yazan Dehhani, divan şiirimizin bilinen ilk temsilcisiydi.

 

ŞEYYAD HAMZA

XVIII. yy. sûfi halk şairi, doğum ve ölüm tarihi belli değildir. Sultan Veled, Ahmet Fakih gibi, Selçuklular devrinde Anadolu’da aruz vezniyle ve Iran sûfileri yolunda, Yunus Emre’den önce ilk Türkçe şiirleri yazan şairlerden biri de Şeyyad Hamza’dır. Gezgin bir derviş olan Şeyyad Hamza, hece ile de yazıyordu. Hece şiirlerindeki dil, aruz zorlamalarından uzak kaldığı için, daha pürüzsüz, daha tabiidjr.

 

KADI BURHANEDDİN (1344-1398)

Babası Kayseri Kadısı Şemsettjn Mehmet’tjr. Kayseri’de doğdu. Türkçe, Arapça, Farsça, hikmet ve mantık okuduktan sonra, çağının diğer bilimlerini okumak için Mısır’a gitti (1358). Babasının ölümü üzerine, Kayseri’ye dönerek kadılık görevini aldı (1364). 0 sırada, Orta Anadolu Erteneoğulları’nın elindeydi. Kadı Burhaneddin, iç karışıklıklardan faydalanarak önce vezir (1378), sonra hükümdar oldu (1381). Sivas’ta tahta çıktı. Osmanlı, Memluk, Timur gibi güçlü devletlerle Uğraşmak zorunda kaldı. En sonunda Akkoyunlular tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü (1398). Şiirlerinde yiğitçe eda ile diğer divan şairlerinden ayrılır. En önemli eseri: Türkçe Divan’dır. Arapça, Farsça şiirlerinden başka, Fıkıh bilimi üzerine Arapça yazılmış eserleri de vardır. Şiirleri çoğunlukla aruz ve hece iledir. Edebiyatımızda çok az kullanılan ulusal nazım biçimi tuyuğ’ u en çok kullanan o’dur.

 

NESİMÎ

XIV. yy tasavvuf şairi, 1339-1344 yılları arasında doğmuş ve 1418’de ölmüş olabilir deniyor. Asıl adının İmadeddin olduğu, Bağdat’ın Nesim nahiyesinde doğduğu, mahlasının oradan geldiği söylenen, hayatının ilk devreleri de bilinmeyen Nesimi, Hurufilik tarikatını kuran, Şirvan’da idam edilmiş (1393) Fazlullah Hurufi’nin halifesi idi; şiir ve fikirlerinin şeriata aykırı görülmesi yüzünden Halep’te derisi yüzülerek öldürüldü, Anadolu’da Hurufiliğin yayılmasında şiirlerinin büyük etkisi olmuştu

Nesimi’nin Farsça ve Türkçe iki divanı vardır.

 

AHMEDÎ

1334-1413 Asıl adı Taceddin İbrahim olan Ahmedî, öğrenimine Mısır’da devam etti, döndükten sonra, Kütahya’da yerleşti, Germiyan beylerinden Süleyman Şah’ın hizmetine girdi, sonradan Osmanlı Şehzadesi Emir Süleyman (ölm. 1411) tarafından korundu, ömrünün çoğunu Bursa’da geçirdi, divan katibi olarak bulunduğu Amasya’da öldü. XIV. yüzyılın en büyük divan şairi kabul edilen, sonraki yüzyıl şairlerinden birçoğu üzerinde etkileri görülen Ahmedi, edebî zevkindeki üstünlük ve ifadesindeki titizlikle dikkati çeker. Eserleri arasında en ünlüleri İskender-nâme, Cemşid ü Hurşid mesnevileri ile Divan’dır.

 

SÜLEYMAN ÇELEBİ

XV yy. Mevlid yazarı, ?-1422 Hayatı rivayetlere dayanan Süleyman Çelebi, Yıldırım Bayezid devrinde (1389-1402) Bursa’da Ulu Cami’de imamlık ediyordu. Rivayete göre bir gün bir vâiz, camide bir yeti açıklarken peygamberler arasında fark olmadığını, dolayısıyla Hazreti Muhammed’in Hazreti İsa’dan üstün bulunmadığını söyledi. Süleyman Çelebi, peygamberimizin bütün öteki peygamberlerden üstün olduğunu ispat amacıyla, Mevlid’ini o anlaşmazlık ve tartışmalar sırasında yazmaya başladı, asıl adı Vesiletü’n-Necât (Kurtuluş Yolu) olan bu eseri 1409 yılında tamamladı. Süleyman Çelebi’nin 1422’de öldüğü sanılıyor, mezarı Bursa’da.

 

ŞEYHÎ

XIV-XV yy. divan şairlerinden, 1371-1431, Kutahya 1. Murad devrinde (1371-1376) doğan, I. Bayezid, Süleyman Çelebi, Çelebi Sultan Mehmed ve II. Murad devirlerinde yaşayan Şeyhi’nin asıl adı Yusuf Sinaneddin’dir. Öğrenimini Kütahya’da yaptı, şair Ahmedi’den ve başka bilginlerden ders gördü, Iran’da tasavvuf ve tıp öğrendi, dönüşte hekimliğiyle ün kazandı, Germiyan Beyi İİ. Yakub’un hekimi ve sohbet arkadaşı oldu. Ankara’da Çelebi Sultan Mehmed’i tedavi etti (1415); Çelebi Mehmed karşılığında ona Tokuzlu köyünü tımar olarak verdi, Şeyhi kısa bir zaman Çelebi Mehmed’in özel doktorluğuflu yaptıktan sonra, Tokuzlu köyüne giderken yolda eski tımarın sahipleri tarafından soyuldu, uğradığı felaketi padişaha anlatmak üzere Harnâme’yi yazdı. 1421’den sonra, yeni padişah II. Murad’ın sarayında bulundu, ona kasideler yazdı. İİ. Murad’ın isteğiyle yazmaya başladığı Husrev ü Şirin mesnevisini tamamlayamadan öldü.

 

AHMET PAŞA

Doğum tarihi bilinmiyor. 1451’de genç yaşta Bursa’ya müderris, Edirne’ye kadı oldu. Tahta çıkan (1451) Fatih Sultan Mebmet’ten saygı gördü, kazaskerliğe getirildi, az sonra da Fatih’in sohbet arkadaşı ve hocası olarak kendisine vezirlik rütbesi verildi. Bir ara Fatih’in gazabına uğrayıp vezirlik rütbesi geri alındı, Yedikule zindanında hapsedildiyse de Kerem redifli kasidesiyle idamdan kurtuldu, mütevellilikle Bursa’ya gönderildi, birkaç yerde sancak beyliğinde bulundu. II. Bayezid’in tahta çıkmasından (1481) sonra da Bursa sancak beyliğine getirildi. Ölümünde, yaptırmış olduğu medrese yakınına gömüldü Şeyhi ile Necati arasında yetişmiş divan şairlerinin en büyüğü olan Ahmet Paşa, XV. yüzyılın son ve XVI. yüzyılın ilk yarımında yetişen şairlerce “üstad” bilindi, imparatorluğun her tarafına, hatta Horasan’a, Hüseyin Baykara saraylarına kadar yayılan şiirlerine nazireler yazıldı; Tanzimat şairlerine kadar her yüzyılda etkisi altında kalanlar oldu. Şiirlerinde tasavvuf izleri bulunmayan Ahmet Paşa tek eseri mürettep divan’ındaki şiirleri arasında özellikle gazelleri ve sonraki yüzyıllarda şarkı adını alacak olan murabbaları ile ün kazandı.

 

NECATÎ

XV yy. divan şairlerinden, ?-17 Mart 1509, doğ. Edirne, ölm. İstanbul Asıl adı İsa olan Necati, söylentilere göre, Edirne’de bir hanımın kölesi olarak büyütüldü, iyi bir öğrenim gördükten sonra, Kastamonu’ya gitti, orada hattatlığı ve şiirleriyle tanındı. Fatih Sultan Mehmed’in divan kâtipliğine atanarak İstanbul’a geldi. II. Bayezid tahta geçince (1481) yeni padişahın dostluğunu kazandı. Bayezid’in büyük oğlu, Şehzade Abdullah, Karaman sancağına atanınca, Necati de divan katibi olarak onun yanında Karaman’a gitti, Şehzade Abdullah’ın ölümü üzerine (1483) İstanbul’a döndü. Bir süre sonra, İİ. Bayezid’in Oğlu Şehzade Mahmud’a Manisa sancağı verilince, Necati, Mahmud’un nişancısı oldu; ama bu görevi de kısa sürdü. Şehzade ölünce İstanbul’a geldi (1507), geri kalan ömrünü Vefa’daki evinde geçirdi. Şöhretini henüz Kastamonu’da iken yapan, şiirleri daha o tarihlerde İstanbul edebiyat çevrelerinde, bu arada Ahmet Paşa tarafından pek beğenilen Necati, Şeyhi’nin şöhretini unutturmuş, Ahmet Paşa’dan sonra, XV. yüzyılın en ünlü şairi olmuştu.

 

HAYRETÎ

Divan şairi (D. ?, Vardar Yenicesi - Ö. 1534). Yusuf Sineçak’ın kardeşi. Döneminin Bektaşilik çizgisini benimsemiş güçlü divan şairlerindendir. Kula kulluğu reddeden mert, başeğmez söyleyişleriyle tanınmıştır. İstanbul’a gelip, İbrahim Paşa’ya bir kaside sunduğu söylenir. Vardar Yenice’sinde kendi kurduğu zaviyeye gömülüdür. Divan’ı Mehmet Çavuşoğlu tarafından bastırıldı. (1981). Ayrıca Baharistan, Nâme-i Hayretî, Muhabbetname-i Hayretî adlı üç mesnevisi bir mecmuada, bir Şarkı Defteri’nde de gazelleri bulunmuştur.

 

ZÂTÎ

XVI. yy. divan şairlerinden 1477-1546, doğ. Balıkesir, ölm. Istanbul. Memleketjnde, bir ara çizmecilik yapan, İİ. Bayezid devrinde Istanbul’a gelen Zati, gerek bu padişah, gerekse 1. Selim ve Kanuni devirlerinde devlet büyüklerine yazdığı kasidelerle geçindi. İhtiyarlığında Bayezid camii avlusunda küçük bir dükkan tuttu. Remil döküp fala bakıyor, muska yazıyor, ısmarlama kaside ve gazeller kaleme alıyor; bir yandan da dükkâna gelip giden genç şairlere şiir dersleri verip onların yetişmesine çalışıyordu. Yetmiş beş yaşlarında yoksulluk içinde ölünce birkaç şairin, aralarında topladıkları cenaze parasıyla Edirnekapı dışına gömüldü. Baki’nin üzerinde de emeği olan Zati, devrinde üstad bilinmiş, sonradan unutulmuş divan şairlerindendir. Şem’ü Pervane (Mum ve Pervane) adında bir mesnevisi, bir Edirne Şehrengizi yazdı; sayısı pek çok şiirlerini kalın bir divan’da topladı; sadece gazellerinin sayısı 1822’dir.

 

FUZÛLÎ

Divan şairi (1495-1556). Hayatı Irak topraklarında Kerbela, Bağdat ve Hille’de geçmiştir.

Küçük yaşta Arap ve Fars dillerini öğrenerek, bu dillerin edebiyatlarını izlemesi Azeri Türkçesinin sınırlarını aşma olanağını kazanmasına yol açmıştır. Öz şiiri yitirmeyen çok yönlü duyum dünyası içinde, çok yönlü bir şiir dünyası yaratabildi için şiirimizin çeşitli okullarına etkisi olmuş, divan, tekke ve halk ozanları onun anlatım gücünün getirdiği güzelliklerle yeni dönüşümler Baş eseri sayılan «Leyla ve Mecnun», mesnevisi, Hamdullah Hamdi’nin, Ali Şir Nevai’nin, Acem şairi Nizami Gencevi’nin mesnevilerinden daha kalıcı bir eser olarak kabul edilmiştir. Kasidelerinde, gerek anlatım, gerekse duygu yönlerinden —öteki divan şairleri gibi— pek başarı gösteremeyen şairin asıl kişiliği özellikle gazellerinde belirmektedir. Sağlam kuruluş ve biçimlerle derin anlamların kavuştuğu bu gazeller divan edebiyatımızın büyük örnekleri arasında sayılmaktadır.

 

HAYALÎ

?-1557, doğ. Vardar Yenicesi, ölm. Edirne Asıl adı Mehmed olan Hayali Bey, düzenli bir medrese öğrenimi görmeden yetişti. İstanbul’a gelince, sadrazam İbrahim Paşa tarafından korundu, Kanuni’nin nedimleri arasına girdi, sancak beyi oldu. Hayali, hayalinin zengin, Lirizminin gür ve kuvvetli oluşuyla divan şiirimizin üstün değerlerinden biridir. Tasavvufla beslenmiş ince, zarif ve ahenkli gazelleri onu Kanuni devrinin, Necati ve Baki arasında yetişmiş en büyük şairi mertebesine yükseltmişti.

 

MUHİBBÎ (KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN)

Kanuni. Onuncu Osmanlı padişahı (Trabzon 1494 - Zigetvar 1566). Yavuz Selim’in Trabzon valiliği sırasında doğdu. On beş yaşına kadar babasının görevlendirdiği hocalardan okudu. Şehzadeler kavgasında İstanbul’da kaymakam olarak bulundu, Manisa Sancakbeyliği yaptı (1513). Yavuz’un Çaldıran ve Mısır seferlerinde Edirne muhafızı idi. Onun vefatı ile Piri Paşa tarafından gönderilen Silahtar Kethüdası Süleyman Ağa’nın daveti üzerine İstanbul’a geldi ve tahta çıktı. (1520). Kırk altı yıl süren saltanatı sırasında pek çok siyasi ve askerî zaferler kazandı. Ömrünü seferde geçirdi, seferde iken vefat etti. Onun devri Osmanlı Devleti’nin büyüme sınırlarını en uç noktalara kadar vardırdığı bir dönem oldu. Avrupa’da “Muhteşem Süleyman” olarak tanındı.

 

TAŞLICALI YAHYA BEY

(Ölümü: 1582) On altıncı yüzyıl divan şairlerimizden olan Taşlıcalı Yahya bey yeniçeri divan şairlerinin en üstünlerinden biri diye tanınmış, gazel türünün güçlü temsilcisi sayılmış ve özellikle çağında Fuzuli’den sonra gelen en üstün mesnevi şairi olarak ün kazanmıştır.

Doğum tarihi ve doğduğu yer kesin olarak bilinmeyen Taşlıcalı Yahya Bey, bir devşirme çocuğu olarak Arnavutluk’tan İstanbul’a getirilmiştir. İstanbul’da asker olmasına rağmen, öğrenimini de ihmal etmedi. Askerlikte kendini sevdirdi. Yaya başılığa kadar yükseldi, bazı vakıfların mütevelliliğine tayin edildi. Hicaz’a gidip dönerken, (Yusuf ile Züleyha) mesnevisini yazdı. 1535- 1536 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat Seferine, şair Hayali ile birlikte katıldı. İran Seferi için Anadolu’ya geçen Kanuni’nin ordusunda bulunan veliaht Şehzade Mustafa’nın, Hürrem Sultan tarafından düzenlenen entrikalarla Konya Ereğli’si yakınlarında boğdurulması üzerine ünlü mersiyesini yazdı. Bu mersiyenin, Şehzade Mustafa’yı çok seven ordu içinde elden ele dolaşması üzerine, bu cinayette büyük ilişkisi bulunan Sadrazam Rüstem Paşa’dan gelecek kötülükten kurtulmak için Tamişvar’a gitti.

 

BAKÎ

Divan şairi (D. 1526, İstanbul - Ö. 1600) Asıl adı Mahmud Abdülbaki olan Baki, Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi’nin oğludur. Dar gelirli ailesinin geçimine yardımcı olabilmek için küçük yaşlarda çıraklık yaptı. Güçlü bir okuma arzusuyla devam ettiği medrese örenimi sırasında döneminin ünlü bilginlerinden ders aldı. Çağının güçlü şairlerinden Nev’i, Üsküplü Valihî ve tarihçi Hoca Sadeddin ile ders arkadaşlığı etti. Daha öğrencilik yıllarında yazdığı şiirleriyle ünlü şair ve tezkireci Zati’nin dikkatini çekerek takdirini kazandı. 18-19 yaşlarında iken, genç şair Baki, İstanbul şairleri arasında saygın bir yer tutmuştu.

Öğrenimini tamamladıktan sonra, İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Edirne Mekke ve İstanbul kadılıklarında (1575-82), daha sonra ölümüne kadar Anadolu (1585-90), Rumeli (1591-1600) Kazaskerliklerinde bulundu. Zaman zaman görevlerinden azledilip tekrar iade olundu. Şeyhü1islım olmak arzusuna ulaşamadan dünya hayatına veda etti. Geride bıraktığı şiirleriyle divan edebiyatımızın en büyük şairleri arasında yer aldı. Fuzuli’nin Bağdat civarında yaşaması ve Azeri Türkçesiyle yazması dolayısıyla 16. yüzyıl Türkçesinin en büyük şairi olarak ün kazandı. Yaşadığı dönemin bazı olaylarını da şiirlerinde yansıtmış olan Baki, bu ürünlerinde görkemli tablolar çizmiş, şiirlerinde felsefe ve tasavvufi düşünceye de yer vermiştir. Edebi sanatlarla şiirlerini kuyumcu titizliğiyle süsleyen Baki’nin ünü, yaşadığı dönemde Osmanlı devletinin sınırlarını aşıp Iran ve Hindistan’a kadar yayıldı. Değeri şairler tarafından üstad bilinip Sultanü’ş-Şuara (Şairlerin Sultanı) kabul edildi. Divanında yer alan terkib-i bend biçiminde Kanuni Mersiyesi, Baki’nin en çok tanınıp sevilen şiirlerinden olup, bu şiirde Kanuni’nin ölümünden duyulan üzüntü samimi ve sanatlı bir dille ifade edilmiştir. Divan’ı dışında din ye tarih konulu bazı tercüme eserleri de vardır. Mezarı İstanbul / Eyüp civarındadır.

 

NEF’Î

XVII. yy. divan şairlerinden, 1572-27 Ocak 1635, doğ. Hasankale, ölm. İstanbul Asıl adı Ömer olan Erzurumlu Nefi, kuvvetli bir medrese öğrenimi gördü. I. Ahmed’in tahta çıkmasından (1603) sonra, İstanbul’a geldi, maden işlerinde görevlendirildi. IV. Murad devrinde padişah tarafından korundu, bir ara Edirne’de Muradiye mütevelliliğine (Muradiye Vakfı yönetmenliğine) atandı, son görevi İstanbul’da cizye muhasebeciliğidir. Bir daha hiciv yazmayacağına dair IV. Murad’a verdiği sözü tutmaması ölümüne sebep oldu; Vezir Bayram Paşa hakkında yazdığı bir hicviye yüzünden sarayın odunluğunda kementle boğduruldu, cesedi denize atıldı.

 

ŞEYHÜLİSLÂM-YAHYA

XVII. yy. divan şairlerinden, 1552-27 Şubat 1644, doğ. ve ölm. İstanbul Babası da şeyhülislâm olan Yahya Efendi, öğreniminden sonra müderris oldu, babasıyla hacca gitti (1586), İstanbul medreselerinde müderrislik etti (1587-1595), Halep, Şam, Mısır, Bursa, Edirne, İstanbul kadılıklarında bulundu (1595-1604), bir kere Anadolu (1604), üç kere de Rumeli kazaskeri oldu (1604-16 19), 1622’de şeyhülislamlığa getirildi, üçüncü şeyhülislâmlığı 1634’ten ölümüne kadar sürdü.

 

BAHAYÎ

1596-1654, doğ. ve ölm. İstanbul Tarihçi Hoca Sadeddin Efendi’nin torunu olan Bahayı Mehmed, medrese öğreniminden sonra müderris oldu, Selânik, Halep kadılıklarında bulundu. Halep valisi ile geçinemeyişi yüzünden Kıbrıs’a sürüldü, sonra Şam, Edirne, İstanbul kadısı, kazasker ve şeyhülislam (1650) oldu. XVII. ve XVIII. yüzyıl şairleri tarafından şiirlerine pek çok nazire ve tahmisler yazılan Şeyhülislam Bahayî, özellikle gazelleriyle (sayıları az, 40 kadar) ün kazanmış, ince duygu ve hayallerle süslü küçük divanı, onu usta şairler katına yükseltmişti.

 

NAİLÎ

Divan şairi (1600?-1666). Asıl adı Mustafa Çelebi’dir. İstanbul’da doğmuştur. Yaşamı üzerine fazla bilgi yoktur. Maden Kalemi Halifeliğinde bulunduğu bilinmektedir. Hayatının sonuna doğru sürgün gönderildiği yerde ölmüştür. Manastırlı Salih. Naili ile karışmama. sı için Nail-i Kadim olarak anılır.

Bazı gazellerinde Gülşenî tarikatına girdiğini belirten mısralara rastlanmışsa da genel olarak tasavvufa bağlı temaları çok az işleyen Naili, öz yönünden belli sınırlar içindedir. Nefi’nin, Şeyhülislam Yahya’nın, Bahayî’nin mazmunlarını kullanır; özellikle Nefî’nin gazellerine yaptığı nazirelerde söyleyiş yönünden de onun etkisinde kalır. Kişiliği ancak, dünyaya yukardan baka- bilen bir rintlik havasına girdiği zaman yazdığı gazellerde belirir. Kendine özgü değişimler getirerek söyleyiş ustalıkları kazandığı bu tür gazelleriyle Nedim’in ve Şeyh Galib’in önünde yeni ufuklar açar.

 

NEŞATÎ

?-1624, doğ. ve ölm. Edirne. Gelibolu Mevlevihanesi şeyhi Ağazade Mehmed Dede’ye derviş oldu, şeyhinin ölümünden sonra (1654) gezilere çıktı. 1670’de Edirne’deki Muradiye Mevlevihanesi’ne şeyh oldu, ölümünde mevlevihanenin avlusuna gömüldü. Neşati, Ahmet Dede’nin üstatlığında çağdaşları birleşmişler, Naili ve Nedim gibi şairler dâhil onun ahenkli gazellerine nazire ve tahmisler yazmışlar, birçok şairler şiirlerini ona beğendirmiş olmakla övünmüşlerdi.

 

NABİ

XVII. yy. divan şairlerinden, 1642-12 Nisan 1712, doğ. Urfa, ölm. İstanbul. Urfalı Yusuf Nabi, 24 yaşlarında İstanbul’a geldi. (1685), Mu-sahip Mustafa Paşa’nın önce divan kâtibi, Hacca gidip (1678) dönüşünde kethüdası oldu. Mustafa Paşa ölünce, Halep’e gitti, evlendi, 25 yıl kadar varlıklı bir hayat sürerek Halep’te kaldı, eserlerinden Hayriyye ve Hayrâbâd’ı Halep’te yazdı, divanını yine orada düzenledi. Baltacı Mehmet Paşa vali olarak geldiği Halep’ten sadrazamlıkla İstanbul’a dönerken, Nabi’yi de yanında götürdü (1710), Nabi İstanbul’da 70 yaşını bulmuş bir üstad olarak saygı gördü, darphane emini, başmukabeleci oldu. Mezarı Üsküdar’da Karacaahmet Mezarlığı’nda, Miskinler Tekkesi yakınındadır. Didaktik şiire verdiği önemle kendisine büyük divan şairleri arasında özel bir yer ayıran Nabi, yaşadığı altı padişah (I. İbrahim-III. Ahmet) devrinin sosyal çöküntülerini görmüş, halkın ruh haline tercüman olan, toplum hayat ve psikolojisine bağlı hakimâne gazeller yazmıştı. Şiirlerinde atasözlerinden, fikir ve hikmetten çok faydalanan şair, rahat ve akıcı bir dille yazdığı şiirinde yeni bir çığır açmıştı. Manzum ve mensur on eserinden ünlüleri, Divan’ı Hayriyye ve Hayrâbâd mesnevileri; ve 1678’de Konya, Urfa, Halep, Şam ve Kudüs üzerinden yaptığı Hicaz yolculuğunu anlatan Tuhfetü’l-Haremeyn (Mekke ve Medine Armağanı) adlı düzyazı seyahatnamesidir. Hayriyye, en önemli eseri sayılır.

 

NEDİM

XVIII. yy. divan şairlerinden, ?-1730, doğ. ve ölm. İstanbul Asıl adı Mehmed olan Nedim, medrese öğreniminden sonra müderris, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığa atanmasından (1718) sonra da Mahmud Paşa mahkemesine kadı oldu (1725), İstanbul’un belli başlı medreselerinde müderrislik yaptı (1727-1730). Bu arada, Damat İbrahim Paşa’nın özel kitaplığını da yöneten Nedim, 1720-1730 yılları arasında, Müneccimbaşı Ahmed Efendi’nin (ölm. 1720) Hazreti Âdem’den 1627 yılına kadarki olayları nakleden Arapça tarihini (Sahâifû’l-Ahbâr, Haberler Dolu Sayfa- lar, 3 cilt, bas. 1869-70) Türkçeye çevirdiği, Ayıntap’lı Ayni’nin (ölm. 1451) Yaratılış’tan 1446 yılı olaylarına kadar gelen Arapça Tarihini türkçeye çevirmekle görevli (1725) komisyonda da çalıştı. Patrona Halil İsyanı’nda öldü (1730) Divan şairlerinin en büyüklerinden biri olan Nedim, Lâle Devri diye adlandırılan III. Ahmed’in sadrazamı Damat İbrahim Paşa devrinin (1718- 1730) zevk ve safa hayatını canlandıran gazel ve şarkılarıyla ün kazandı. Münacat ve naat gibi dini kasideler yazmayan, şiirleri hep dindışı konularda; övgü, aşk, şarap ve hayattan bahseden Nedim, zevklerini paylaştığı o renkli ve hareketli hayati şiirlerine geçirmesini bildi; divan şiirinin hayalde ve soyut güzelliklerini yaşadığı hayatın şuhluk ve içtenliğini, canlı bir İstanbul türkçesini ekli divan şiirimizin yerli bir havaya bürünmesini sağladı.

 

ŞEYH GALİB

XVIII. yy. divan şairlerinden, 1757-3 Ocak 1799, doğ. ve ölm. Şair ve bilgin bir mevlevi dervişinin oğludur. Mevlevi çevrelerinde yetişti, önce Esad, sonra da Galib mahlasıYla yazdığı şiirleri toplayarak yirmi dört yaşında divanını tertip etti (1780), iki yıl sonra Hüsn ü Aşk’ı yazdı (1782), Konya’ya gitti (1784), Mevlana dergahında girdiği çilesini İstanbul’a dönerek Yenikapı Mevlevihanesi’nde tamamladı (1787), Sütlüce’de aldığı (17 89) bir evde anne ve babasıyla bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra, Galata mevlevihane5uh1 şeyh oldu (1791). 111. Selim ve kardeşi Beyhan Sultan’ın takdir ve iltifatlarını kazandı. Şeyh Galib, yeni imajlarla bu şiirin artık daralan ufkunu genişletmiş, yoğun hayal, düşünce ve tasvire önem verip bir başka dille konuşarak divan şiirini son çizgisine ulaştırmıştır. 24 yaşında tertip ettiğine sonradan yazdıkları da eklenerek ölümünden sonra, yeniden düzenlenen Divan’ı Hüsn ü Aşk mesnevisi dışında, Mevlevilikle ilgili birkaç eseri daha olan Şeyh Galib, asıl Hüsn ü Aşk’ı ile ün kazandı. Şair, bu eserini 1782’de İstanbul’da bir iddia üzerine altı ayda yazdı. Bir mecliste Nabi’nin Hayrâbâd mesnevisi okunmuş, övülmüş, Galib de bu eserin o derece değerli bir eser olmadığını söyleyince, daha iyisini yazmaya davet edilmişti. Şeyh Galib, içinde dört de tardiye bulunan Hüsn ü Aşk’ında bir takım alegorilerden faydalanarak tasavvuf’ aşka varmanın güçlüklerini anlatır.

 

İZZET MOLLA

XIX. yy. divan şairlerinden 1785-1829, doğ. İstanbul, ölm. Sivas. Medrese öğreniminden sonra, ilmiye mesleğinde ilerledi. Galata kadısı oldu (1820), koruyucusu Hâlet Efendi gözden düşünce, ona bağlılığından dolayı bir yıl Keşan’da sürgün kaldı (1823-24), dönüşünde yine önemli devlet görevlerinde çalıştı, Rus Harbi’ne girmenin aleyhinde olduğu için, bu kere de Sivas’a sürüldü (1827), savaşın yenilgiyle bitmesi üzerine hak ii olduğu anlaşılarak affedildi ise de, af fermanının gelmesinden önce Sivas’ta öldü (1829), kemikleri sonradan getirilerek İstanbul’a gömüldü. Keçecizade İzzet Molla, daha çok Keşan’a sürülüşünü, dönüşüne kadar başından geçenleri, kısmen de yaşadığı devri anlatan Mihnet-i Keşan adlı mesnevisi ile tanınmıştır.

 

YENİŞEHIRLI AVNİ

XIX. divan şairlerinden, 1826-1883 Vidin valisi kethüdalığı yapmış bir paşanın oğluydu. Bugünkü adı Larissa olan (Yunanistan’da) Yenişehir’de doğdu, özel öğrenim gördü. Bağdat’ta divan kâtipliği, İstanbul mahkemelerinde üyelik görevlerinde bulundu. İstanbul’da öldü; Eyüp’te Bahariye Dergâhı mezarlığında gömülüdür. Geniş kültürü, daha çok Nefi ve Nailî hayranlığına bağlı ve divan şiirimizin lirizmini sürdürmüş güçlü şiirleriyle Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi Tanzimat şairlerince de üstad bilinmişti.

 

ZİYA PAŞA (1825 -1880)

Edebiyatımızın en seçkin şair ve yazarlarından biri… İstanbul’da doğdu. Soyu Erzurumlu olan, gümrük memuru Feridüddin Efendi’nin oğludur, İlköğrenimini bir süre mahalle mektebinde yaptıktan sonra, Beyazıt rüştiyesinde okudu. Sadaret Kalemi’ne memur oldu (1842). Zeki, kabiliyetli bir genç olmasına rağmen, derbeder bir yaşantısı vardı. Divan edebiyatı yolunda şiirler yazıyordu. Reşit Paşa, onu saraya kâtip olarak yerleştirdi (1855). Saray memurluğunda düzenli hayata alıştı; Fransızca öğrendi. Ali Paşa’nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı; sırasıyla Zaptiye Müsteşarı, Atina elçisi, paşa rütbesiyle Kıbrıs, Amasya mutasarrıfı, Meclis-i Vâlâ âzası oldu. Amacı, memlekette meşrutiyet idaresini kurmak olan «Yeni Osmanlılar Cemiyeti» ne girdi. Namık Kemal’le birlikte Paris’e kaçtı (1867). Londra’ya geçerek Namık Kemal’le «Hürriyet» gazetesini çıkardı (1868). İstanbul’a dönünceye kadar Cenevre’de oturdu (1871). Abdülaziz tahttan indirilince Maarif Müsteşarı oldu (1876). Kanun-i Esasi Encümeni âzalığına seçildi; II. Abdülhamit, İstanbul’da kalmasından kuşkulandığı için, vezirlik rütbesiyle Suriye, Konya ve Adana valiliklerinde bulundu. Adana’da öldü (17 Mayıs).

 

NAMIK KEMAL

(1840 -1888) Tekirdağ’da doğdu (21 Aralık). Babası müneccimbaşı Mustafa Asım’dır. İki yaşında annesi Fatma Zehra Hanım’ı kaybedince, anne babası Abdüllatif Paşa’nın yanında özel bir öğrenim görerek Kars’a, Sofya’ya gitti. İstanbul’a geldiği zaman (1857) Fransızcayı öğrenmiş, divan edebiyatı yolunda küçük bir divan dolusu şiirler yazmış bulunuyordu. Henüz 16 yaşındayken evlenmişti. Babıâli Tercüme Odası’na memur oldu (1863). Şinasi ile tanışarak Tasvir-i Efkâr gazetesine yazmaya başladı. 1865’de Şinasi’nin Paris’e gitmesi üzerine, bu gazeteyi tek başına devam ettirdi. Yazıları ulusun gözünü açacak, istibdat idaresini yıkacak nitelikte olduğu için, gazete kapatıldı, yazarları sürgün edildi. Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçmak zorunda kaldı (1867). Meşrutiyeti kurmak gayesiyle açılan «Yeni Osmanlılar Cemiyeti»nin yazı organı Hürriyet Gazetesi’ni Londra’da çıkardı (1868). Siyaset mahkûmlarına af çıkınca İstanbul’a döndü (1870). ibret gazetesini çıkarmaya başladı (1870).On dokuz sayı sonra, gazete kapatılarak, Namık Kemal, Gelibolu mutasarrıflığına atandı; azledilince İstanbul’a döndü; «Vatan yahut Silistre» piyesinin yarattığı heyecan üzerine, Kıbrıs’ta Magosa zindanına sürüldü (1873). Burada 38 ay kaldıktan sonra, Abdülazjz’in tahttan indirilmesiyle serbest bırakıldı; tekrar İstanbul’a döndü (1876). Kanun-ı Esasj Encümeni’nde çalıştı; bu defa II. Abdülhamid’in hışmına uğrayarak Midilli adasına sürüldü (1877); oraya mutasarrıf oldu (1879); iptal Rodos (1884), Sakız (1887) adalarına nakledildi; Sakız’da zatürreeden öldü (2 Aralık).

 

Kaynak:

Divan Şiirinden Seçmeler, Erol Battal, İstanbul-Kasım 2004, Karanfil Yayınları

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !