İSİMDEN İSİM YAPIM EKLERİ - 2

+çIl / +çUl:

Anlatımı ve önsesinin akıcılar önünde sedalışmaması ile +CIl / +CUl ekinden ayrılır.

At rengi olarak demir kır gibi demir çil, çil at birleşik önadları bu ekin belki de çok eski olmayan bir zamanda çil “Benek. Benekli” sözcüğünden doğduğunu gösterir.

Örnekler: akçıl, kırçıl, gökçül.

 

+DA zarfları ve isimleri:

EAT’de de zarf türetme işlevindedir: gicede, yılda, günde gibi. Bunun yanında sözcükte kalıplaşmış örenekleri de vardır. 

Örnekler: gözde (örn. Müdürün gözdesi), askıda “rölanti” (örn. İşlerim askıda kaldı) esasında “esasen”, görünüşte “zahiren”, sahanda yumurta, formunda, işler yolunda, yüzdesini al-, sözde “güya”, hesapta bu yoktu, günde bir kez, kada “hlk, kardeş”, kan+ta* “ET, kanlı”.

 

+dAk:

Yansılamalardan +dA- ile yapılmış fiil gövdelerine gelen -(y)Ik / -(y)Uk, -k ekinin kaynaşması ile oluşmuştur.

Örnekler: kıkırdak, çekirdek, böğürdek, yapıldak (yayan yapıldak yola koyul-), Zonguldak, çıngırdak “Yörs. hayvanların boynuna takılan  küçük çan”, kımıldak “hlk. sinema”.

 

+DAm:

A. von Gabain ekin isimden fiil türeten +DA- ekinin  üzerine fiilden isim türeten -(y)Im / -(y)Um, -m ekinin gelmesiyle oluştuğunu düşünmektedir (a.g.e., 46. s.).

Eski Türkçe’den beri +dam, +dem, +tam, +tem biçimlerinde kullanıla gelmiştir. Ünlü  ve ünsüz uyumlarına da uymuştur. Yalnızca  Cumhuriyet dönemi Türkçeleştirme çalışmaları sırasında türetilen yöntem “metod” sözcüğü ünsüz uyumuna aykırıdır.

Örnekler: Erdem “ET, Güç. Yiğitlik, TT, fazilet”, birdem x birtem “ET. beraber, birlikte, Birkere”, teñridem “ET, ilahî; tanrısal”, bogdam “ET. küflü”, kündem, “ET. güneşli” > gündem(TT), öktem “gururlu”, tildem “Orta Doğu Türkçesi. dil çevikliği”,  saydam “1. Orta Doğu Türkçesi. Duru 2. TT. Şeffaf.”, yordam (el yordamı), çiğdem “kardelen”, ildem “TT. lâiklik”, yoldam “ekol”, yıldam, koldam, izdem “tem; tema”.

 

+DAn:

Aşağıdaki örneklerde zarf ve sıfat görevindedir.

Örnekler: birazdan, sonradan, candan, yürekten, “samimi”, gerçekten “filhakika”, toptan, eskiden, kökten (radikal) çözümler, senin yüzünden, Tanrı gecinden versin!, havadan, kafadan at-, önceden  söylesene, yaratılıştan “hilkaten” doğuştan “fitrî”, ağızdan “şifahî”.

 

+DAş:

+daş  biçiminin karın+da eş > karın+daş gibi bir birleşikten geldiği sanılıyor.

Eskiden beri kullanılmaktadır. ET ve EAT’de de +daş, +deş, +taş, +teş olmak üzere bugünkü gibi dört biçimlidir.

Ek Batı Türkçesinde EAT’den sonra ünlü  ve ünsüz uyumların dışına  çıkarak çok biçimliliğini yitirmiş ve son zamanlara dek yalnızca +daş biçimi ile kullanıla gelmiştir.

Kardeş sözcüğünde görülen ince biçim ise düzgülü olmayıp ş’nin inceltme vasfından kaynaklanmış olmalı.

Örnekler: kadaş “ET. akraba (ka ‘Aile. Akraba.’)”, sözdeş (EAT), karındaş (ET) > kardaş (OT. Kıpçak T.) > kardeş, yoldaş, dağ+daş*> dadaş, iwdeş (OT) > evdeş, attaş (OT) > addaş > adaş, çağdaş “asrî; muasır; modern”, taydaş, “Azeri T. emsal”, dindaş, ülküdaş, duygudaş “hemdil ; sempatizan”, cinsteş “homojen”, evrendeş “kozmopolitan”, sesteş “konson; hemâheng”, anlamdaş “sinonim; müteradif", yandaş “taraftar”, omuzdaş “Genelde, kötü bir işi olan kimseler. Bu kimselerden; hempa", tu+daş* ol- “Y.E.D. rast gel-, rastla-” (tutaş “Y.E.D. Yakın, yaklaşmış), emektaş “iş arkadaşı”, renkteş “Opt. homokrom”.

 

+DIrIk / +DUrUk:

T. Banguoğlu bu ek için “dur- fiillinden 'tutan' anlamında bir birleşenden gelmekte olmalıdır.” demektedir (a.g.k. 170. s.).

Örnekler: boyunduruk, burunduruk, cibindirik “sineklik”, eğindirik “sırt örtüsü”, çiğindirik “omuzluk”, dişindirik “gem”, oğulduruk “döl yatağı”, gömüldürük “atın boynundan aşırılıp kolanına bağlanan kayış”, sakaldırık x sakandırık “başlığın çene altından   geçirilerek bağlanan bağ kesimi;kaytan”, kamıştırık “(Hoşlanmama anlatımı ile) prezervatif", oğulduruk “sülâleyi sürdüren torunlar”, akındırık “reçine”.

 

+DIvAn / +DUvAn:

ET’deki tüg-en “bağlayan” sözcüğünden gelmiştir. Şöyle bir değişim geçirmiştir: tügen > düven > diven. Bu değişimi bu ekin günümüze gelmiş tek örneği olan eldiven sözcüğünün tarih içindeki seyri sayesinde saptayabilmekteyiz.

Örnekler: eldiven “ellik”, kamıştıvan “prezervatif”, bacaktıvan “jartiyer”, parmaktıvan “palmure (kuşlarda ayak parmaklarını birbirine bağlayan zar)”.

 

+DIz / +DUz:

ET’den daha eski döneme ait bir ek türü olmalıdır.

ET’de ünsüz uyumuna uymazdı. Aynı sözcüğe ünlü uyumuna uyan biçiminin de geldiği olmuştur.

Örnekler: yitiz x idiz (ET) ediz “yüksek”, kunduz x kuntuz, yultuz x yıltız (ET) > yıldız, gündüz, yaldız, Erendiz “jüpiter”, Sekendiz “satürn; zühal”, savdız “TT. hem yazılı hem sözlü edebiyat.”.

 

+GI / +GU:

ET’de +ku, +kü, +gu, +gü olmak üzere dört biçimlidir ve yalnızca büyük ünlü uyumuna ve ünsüz uyumuna uyulmuştur.

TT’de ünlü ve ünsüz uyumlarına uyarak +kı, +ki, +gı, +gi) biçimlerini de çıkarmıştır.

Örnekler: inçkü “ET. huzur; arınç. Sulh (inç “Arınç. Sulh.”)”, esengü “ET. sıhhat afiyet”, meñigü “ET. mutluluk (meñi “mut; saadet)”, oglangu “ET. Çocuk gibi muamele edilen. Nazik”, özgü “has”, dışkı, közgi x közgü (OT. Kıpçak T.) > göz x gü (EAT) “ayna”.

 

+gil, +giller:

Bu ek, ET’ deki gil “ev” sözcüğünden gelmedir.

Bu ek OT’ de +kıl, +kil, +kül x +gül  biçimlerindedir ve ünsüz uyumuna uymamıştır.ET’de + kıl, +kil biçimlerindedir.

Ekin ev ve aile ismi yapan bugünkü biçimi ise yalnızca +gil biçimindedir. Cumhuriyetle birlikte bitkibilim ve hayvanbilim alanında terim türetmede işe  yaramıştır: kedigiller, cevizgiller gibi.

Örnekler: dörtkil x dörtgül, üçkil “ET. üçgen”, dörtkil / dörtkül “OT. dörtgen”, üçkül x üçgül “bir cins çiçekli ot”, Oğuzgil, içkil, kırkıl.

 

+I / +U:

1. kişi iyelik ekinin kimi kelimelerde kalıplaşıp yapım eki durumunu girmiş hâlidir.

Örnekler: ilk+ü (OT)> ülkü “ideal”, önü “TTS. oturanın önüne konan pay, hisse; porsiyon”, kip+i > kibi > gibi hepsi < hep+i+si, kim+i+si (aynı ek üst üste gelmiş), bir+i+si, çoğu, hangi+si, böyle+si, başka+sı, nice+si, her bir+i, geceleri gündüzleri (her gün) önceleri, sonraları.

            +Il / +Ul:

Ses yansımalı köklere gelen bu ek eskiden beri +ıl, +il, +ul, +ül olmak üzere dört biçimlidir ve ünlü uyumlarına uymuştur.

Örnekler: mırıl, mırıl, şırıl şırıl ak-, mışıl mışıl uyuyor, harıl harıl çalışmakta.

 

+In / +Un:

ET ve EAT’deki bilelik durumu (vasıta: instrümental hâli) ekinin bir kalıplaşma aşamasından geçerek zarf türetme ekine dönüşmesinden oluşmuş vurgusuz bir türetme ekidir. Eski Osmanlıca' da henüz bayağı canlı olan (ayag+ın, diz+in, yol+ın) bu ek zaman içinde çekim eki işleyişini yitirmiş; fakat zarf niteliğinde sözcüklerde kalmıştır.

Örnekler: adag+ın “ET. ayak ile”, elig+in “ET. el ile”, ilkin “evvelâ”, örneğin “meselâ”, demin, değin “dek, kadar”, ansızın “aniden”, kıyın kıyın "kıyısını takip ederek”, öyün “EAT. öğün”, inç+in  “ET. K. sah. huzur içinde, huzurla” yak+ın, uzun, ortu+n “ET. ortancı”, ucun ucun “zorlukla”, artıkın “hlk. bundan böyle”, ön+in “ET. başka, farklı”, için için "içten içe", yaşın yaşın ağla-, karşı+n.

 

+In / +Un adları:

Bu ekle türetilen adlar çok eskidir. Bu adların köklerini gerçeklemekte güçlük çekeriz. Çünkü kimi zaman bu kökleri bilinen şivelerde yalın durumlarıyla veya hiç bulamayız.

Eskiden beri dört biçimlidir.

Örnekler: bodun / budun “Ulus. Kavim.”, öcün (EAT), kalın, serin, çetin, yeğin, üstün, boyun, öyün / öğün, evin, kulun, koyun (gögüs), tekin, karın, yağrın, kayın (hısım), yükün “iyon”, yaba+n* (< yaw-a+n*, sözümni yawa kılma “ET. K. Sah. Sözümü yabana atma”), dışın (Düşünb.), özün (Düşünb.).

 

+Iñ / +Uñ, +Añ, +ñ:

Üstteki gibi üzerine geldiği kökle kaynaşmıştır ve ölü bir ektir. Ayrıca bir ñ > n d//eğişmesine uğramıştır.

Örnekler: ka+ñ “ET. Baba”, öle+ñ “ET. Nemli”, otuñ > odun (od “ateş”), kaç+añ “ET. O kadar”, ayanç+añ “ET. Hütmetkâr. Hürmete lâyık.”, teriñ > deriñ > derin, yalıñ “ET. Çıplak”, kayıñ “kayın ağacı”, tüz+eñ > düzen, yeliñ “ET. Rüzgârlı”, yeliñ “inek, koyun gibi hayvanlarda, memenin süt toplanan yeri”, usuñ, beliñ > belinle-, kır+añ, ala+ñ  alan, kalıñ “Bedel. Paha.”.

 

+(I)ş / +(U)ş, +ş :

Türkçe’ de eskiden beri kullanılan; fakat çoğu zaman ayırt edilemeyen bir ektir.

Herhangi bir değişmeye uğramamıştır. 

Örnekler: bag+ış “ET. Halat”, bügü+ş “dirâyet” (bügü “Dirayetli. Büyücü”), göğüş “mavimtırak”, Maviş, Minnoş, kirloş, tombiş, nonoş, Aliş, Memiş, İbiş (İbrahim’den), Mutuş (Mustafa’dan), Abduş (Abdullah’dan), Fatoş.

 

+k:

ET’de +ük ve +ik biçimlerindedir. Burada yalnızca isim türetme işlevindedir.

Günümüzde bu ek, +Ir ekiyle kurulmuş ses yansımalı köklerden sonra gelerek küçültmeli anlamda kimi isim ve sıfatlar türetmiştir.

Örnekler: ög+ük “ET. Annecik”, çöb+ik “ET. Çöp, bulanıklık” > şöpik “DLT. Meyve yedikten sonra atılan şey, çörçöp”, kovı+k > kovuk, top+uk, kab+uk, bebe+k, mini+k, köp+ük*, suy+uk “Dilgib. Ve Fizyol. Kan ya da lenf gibi vücuttaki her türlü organik sıvı”, çıkr+ık, sıvı+k “TTS. Sıvıca, bulaşan, bulaşık.Argo. Sırnaşık, sulu.”, ısı+k “kalori”, kıtır+ık, çıtır+ık “bir cins ağaç”.

 

+Ka, +ge :

+A ekinin ET’deki biçiminin donuşmuş bir durumda günümüze dek gelen örneklerinde görülmektedir. 

Yalnızca simge “sembol” ve imge “imaj; hayal” sözcükleri Cumhuriyet döneminde türetilmiştir.

Örnekler: ürke “ET. Daima (ür “uzun süre”)”, özge, başka, dizge“uzun çorap”.

 

+kan:

ET’de +ĥan biçimi ile +ken biçimi de vardır.

Unvan adları türetir. ET’nin sonlarında Karahanlı Türkçesi’nde +ĥan  biçimi de +kan olmuştur.

Örnekler: burĥan  “ET. Buda”> burkan “K. san. put”, teñriken “ET. İlahî. Hazretleri”, başkan, Tarkan “K. sah. Komutan”

 

+kek:

Bu ekin ET’de  +gak, +gek ve +kak biçimleri de vardı.

Örnekler: erkek x irkek (ET), eşkek (ET) > eşek, tozgak “ET, çiçek tozu” erengek “ET, parmak”.

 

+(I)l / +(U)l:

Kızıl ve yaşıl kelimelerindeki +(I)l/+(U)l’un +sIl/+sUl ekinden gelme olasılığı genel  kabul görmüştür. Bu ek eskiden beri aynı kalmıştır.

Örnekler: başıl (ET), kundul, kırtıl, güdül, kumul, yaşıl (ET)> yeşil, kızıl, usul “yavaş”, ağıl (<ay+ıl)“hâle (ayın çevresindeki aklık)”, ardıl “halef”, dördül “dörtlü”, köñül > gön+ül, çak+ıl, ığ+ıl “akıntısı belirsiz su”, sarma+l “helezoni”, taşıl “fosil”, dişi+l “müennes”, eril “müzekker”, tekil, çoğul, buzul, özgü+l (ağırlık), öncü+l, nice+l, nite+l, önce+l, yabanıl, yabancı+l, gizil güç (doğrusu gizli güç “potansiyel”), adıl “zamir”.

Bu ek doğa+l, yasa+l, anayasal+l, düşünce+l “fikri”, özne+l, “subjektif”, nesne+l “objektif” gibi sözcüklerde, yanlış olarak +sAl eki işleviyle kullanılmıştır. Bu durum ekler arasında karışıklık yaratarak düşünceyi bulanıklaştırmaktadır. Türkçe’de hemen her ekin anlatımı belli iken böyle yanlış eklendirmeler dilimizde utanç vericidir. Eğer belirtilmek istenilen işlevi verebilen bir ek yoksa bilimsel bir yolla ek türetme yoluna da gidilebilir. Fakat vermek istediğimiz anlatımı veren bir ek varsa buna ne gerek var.?

 

+lA (< +la-g):

İsimden fiil türeten +la- eki ile fiilden isim türeten ET’deki -g ekinin kaynaşmasından oluşmuş bir birleşik ektir. Fakat ET’den TT’ye uzanan ses değişmeleri  ile son ses olan -g eriyip yitince ek +la’ya dönüşmüştür. +lag biçimiyle kökle bağlantılı “yer, arazi” isimleri oluşturduğundan ekin bu işlevi sürmüştür.

Doç. Dr. Gürer Gülsevin’in kitabında “zaman zarflarına eklenerek anlamı pekiştirme” işlevi de vardır: dünle (EAT), tañla, yiñle, öyle (öğle).

Örnekler: başlag “ET. başlangıç”, kışlag (ET) > kışla, yaylag (ET) > yayla, tarıglag (ET) > tarla, tuzlag > tuzla “tuzlu arazi”, kumlag > kumla  “kumlu arazi,” sugla < suwla “TTS. Eskiden, Anadolu’nun İzmir sancağından ibâret olan bölümü”, sinle “EAT. mezarlık”.

 

+lAk:

+lA- isimden fiil türetme ekinin üzerine fiilden isim türeten -(y)Ik/-(y)Uk, -k ekinin gelip ikisinin kaynaşmasıyla oluşmuştur.

Doç. Dr. G. Gülsevin’in verdiği bilgiye göre (a.g.k. 117.s) ET’deki +lAG ekinin Doğu Türk şivelerinde aldığı biçimdir ve bazı örnekler ödünçleme yolu ile Anadolu’daki Türkçe’ye de girmiştir. EAT’deki kurallı şekli +lA’dır: Örn: kışlak, otlak.

 

+lAmA:

İFYE +lA’nın FİYE -mA ile kaynaşmasıyla oluşmuştur.

Örnekler: gözleme, ortalama, uzunlama, yanlama, dikleme, balıklama, çivileme, köpekleme, kurbağalama, keşişleme, kararlama, zorunlama (Düşünb.), kaplama, buğulama, bütünleme, zamanlama “timing; tayming”, makaslama (vuruşu) “rövaşata”, çobanlama “pastoral”, üzünçleme “eleji”, çeşitleme.

Yorum Yaz