İSİMDEN FİİL YAPIM EKLERİ - 1

İSİMDEN FİİL YAPIM EKLERİ

 

        Bu tür ekler öteki türetme eklerinden sayıca daha azdır. Bu ekler büyük bir çoklukla isim köklerine gelmiştir. İsim gövdelerinden çok az sayıda fiil türetilmesinin nedeni bu gövdelere gelen türetme eklerinin az işlek olmalarıdır. İsimden fiil türeten eklerin bir bölümü isimden fiil türeten bir ekin -n-, -l-, -r-, -ş-, -t- gibi çatı ekleriyle genişletilip kaynaşmasından oluşmuştur. +Al- (<-A-l>), +An (<+A-n-), +Aş- (<+A-ş), +lAt- (<+lA-t-) biçiminde birleşik eklerdir.

            Muharrem Ergin’inki gibi, kimi dilbilgisi kitaplarında bu eklerin yalnızca “olma” ve “yapma” bildiren fiiller kurdukları, bu eklerin anlam ile ilgili özel bir işlevleri bulunmadığı yargısında bulunulmuştur. Fakat eğer isimden fiil türeten ekler arasında özellik ve işlev ayrılığı yok ise, Türkiye Türkçesi’ nde niçin 19 ayrı isimden fiil türetme eki ortaya çıkmıştır diye düşünmek gerekir. Eklerin böyle bir çeşitlilik göstermesi hem aralarındaki işlev ayrılığından hem eklendikleri isimlerin ses ve hece yapılarındaki değişik durumlardan hem de bu eklerin aynı zamanda hangi kök ve gövdelere gelebildikleri konusunda belirli eğilimlere bağlı bulunmaları dolayısıyladır. Ayrıca aynı kök veya gövdeden farklı anlamda sözlerin oluşması da söz konusudur. Örnek olarak boş isminden türetilen boş+a-, boş+la-, boş+al- fiilleriyle yaş adından türetilen yaş+a-, yaş+lan- ve değişik anlamdaki yaş “ıslak” adından yapılan yaş+ar- fiilleri gösterilebilir. Aynı kökten gelen bu türevler ve aralarındaki anlam ayrılıkları ekler arasında birer göreceli işlev ve kullanılış ayrılığı bulunduğuna işaret etmektedir. Aynı durumu toz+a-, toz+ar- toz+lan- örneğinde de görmekteyiz. Yine de +A-, +lA- gibi kimi ekler arasındaki işlev ayrılığı zamanla körelmeye uğramış olabilir.

 

                   +A- :

                   Bu ek Türkçe’de başlangıçtan beri vardır ve hiçbir değişim göstermemiştir.

                   Bu ek Eski Türkçe’de daha işlek bir durumda idi. Eski Türkçe’den bu yana işlek olmadığı anlaşılıyor. Yani örnekleri giderek azalmıştır. Müslümanlıkla birlikte (X. y.y.) dilimize bol bol giren Arapça ve Farsça sözcüklere pek nadir olarak geldiği görülür: harca-, rence- gibi. Buna karşın +A- ekinin fiil çatı ekleri ile uzatılmış biçimleri olan +Al-, +An-, +Aş-, +Ar-, +At-, uzunca bir süre doğrudan doğruya sözcük türetme gücünü korumuştur. Bu ek bugün ağızlarda da örnek türetmeyi sürdürmektedir.

                   Örnekler: aya- “ET. hürmet etmek”, aşa-“ET. yemek”, baça-“ET. oruç tutmak”, baya-“ET. müreffeh olmak”, küçe-“ET. zorlamak”, orna- (orun+a-)“ET. yerleşmek”, könle- (könül+e-)“ET. tefekkür etmek”, kobza- “ET. kopuz çalmak”, köze- “ET. ateş karıştırmak, toplamak”, tüşe-“ET. rüya görmek”, müne- “ET. tekdir etmek”, sana- “ET. Saymak, hesap yap-”, yarlıka- “OT. buyurmak”, yaşna- (yaşın+a-)“OT. şimşek çakmak”, ada-“TT. nezretmek”, ota- “ot nevinden nesnelerle tedavi etmek”, dile-, dişe- “diş çıkarmak, diş açmak”, dene-, dona-, benze- (beniz+e-), kayna-*, kişne-*, çiğne-*, esne-*, alpa- “Yörs. cesur olmak”, aya- “Yörs. himaye etmek”, şirne- “Yörs. lâubalîleşmek, lâubalîlik yapmak”, küze-“Yörs. nişan almak”.

 

             

 

                    +Al-:

              Bu ek isimden fiil türetme eki olan  +A- ile -l- ekinin bir araya gelmesinden oluşmuş birleşik bir ektir. Eskiden beri kullanılmaktadır. Bu ek ünlü ile biten sıfatlara geldiğinde ünlü çarpışması nedeniyle ekin +A- öğesi eridiği için tabana yalnızca -l- eki eklenmiştir: incel-, yücel-, sivril-, diril-, yeğnil- “hafiflemek”, durul- gibi. Ekin bu özelliği Eski Türkçe’den beri vardır: tusul- “fayda vermek” gibi. Ayrıca -k ünsüzü ile biten sıfatlarda bu ünsüz eriyip düşmüştür: küçül-, seyrel-, ufal-gibi. Prof. Dr. Muharrem Ergin bu örneklerdeki eki -l- eki diye ayrı bir madde altında ele almış; bazı örneklerde FFYE olan -l- ile karıştığını, bu yüzden koca-l-, ufa-l-, büyü-l-, alça-l-, yükse-l-, küçü-l-, eksi-l- gibi örneklerde sözcüklerin tabanlarının hem ad hem de fiil olarak kabul edilebileceğini ifade etmiş “Herhâlde fiilden fiil yapım eki olan -l- benliğini kaybederek bazı misallerde isimden fiil yapım eki şeklinde kalmıştır denebilir. Belki de aslında isimden fiil yapım eki olan -l-, fiilliği unutulmuş köklerin sonunda kalan fiilden fiil yapım eki -l-‘den çıkmıştır.” kararına varmıştır. (a.g.e., 181. s.). 

              Örnekler: yokal- “OT. yok olmak”, sağal- “tedavi olmak”, şenel- “1. Meskûn olmak. 2. Bitki, gelişmek.”, senel- “Yörs. küstahça, mütecaviz durum takınmak”, genel-“Yörs. rahatlamak ve ferahlamak”, azal-, çoğal-, düzel-, dikel-, yönel-, gencel-, dincel-, kartal-, körel-, sertel-, daral-, bola  l-, bunal-, domal-.

           

             +An-:

+A- ekli ile dönüşlük bildiren  -n- eklinin kaynaşmasında oluşmuştur. A. Von Gabain (a.g.e., 49. s.) bu ekin +ın- ve +n- biçimlerini de görerek +n- biçimiyle madde başına almıştır.  Ek Eski Türkçe’de sık geçmez. Örn. kirtün- (< kirtü+n-) “doğru ol-, gerçek ol-”, sakın- “düşün-”, uzan- (<uz+an-) “mahir ol-” vb. +An- ekiyle yapılan türetmeler çok eski olduğundan bunların +A-‘lı fiil biçimleri de kullanımdan düşmüş yalnızca söz konusu edindiğimiz birleşik ekli türevleri kalmıştır.

          Örnekler: in+a-n-, güv+e-n-, il+e-n-, gön+e-n-, dadan- (<tat+a-n-, üş+e-n-, güc+e-n-, us+a-n- vb. Çok eski türemeler olduğu anlaşılan bu sözcüklerde ekin anlatımı tutarlı; fakat kimi köklerin belgelenmesi zordur.

 

          +Ar-:

          +A- ve -r- eklerinin art arda gelmesinden oluşmuş bir birleşik ektir.

           Bu ek renk isimlerinden fiil türetmede kullanılan +Ar ekli ile karıştırılmamalıdır. Bunun nedenini bir sonraki madde başında belirteceğiz.  Türkçe’de, inceleme çerçevesine soktuğumuz en eski dönemden bu yana görülmektedir.

          Örnekler: ider- / iter- (<id/it+er-, ET), tüner- “karanlık bas-” (ET), oñar- “ET. tamir et-”, başar-, becer-, ever-, suvar- “hayvan sula-”, öner-, otar-“ilâçla-, iyileştir-”, yaşar-, “EUT. “araştır-”.

 

            +Ar- (renk adları yapanı ):

            Kimi önadlara ve renk adlarına gelerek “olma” bildiren ve geçişsiz fiiller kuran +Ar- eki, ET’ deki er- fiilinin bir süre sonra birleştiği sözlerle kaynaşarak ekleşmesinden oluşmuştur. Kaşgarlı Mahmut DLT’ de bu ekin er- yardımcı fiilinden oluştuğunu kızardı: kızıl erdi, karardı: kara erdi gibi örneklere dayanarak açıklamıştır. Renk adlarından oluş bildiren fiiller türetmede işlek olarak kullanılır.

            Bu eki bir önceki madde başında verdiğimiz aynı biçimdeki ekle karıştırmamak gerekir. Çünkü bir önceki ek “yapma” bildiren  birleşik bir ek iken şu an üzerinde durduğumuz ek “oluş” bildiren bir ektir. Ayrıca, onar-, başar- gibi örneklerdeki ek -gar-, ve -ger- biçiminden, Batı Türkçesi’nde g ve  ġ’sı düşüp -Ar- biçimine dönüşerek oluşmuş olabilir. Çünkü ET’ de bir önceki ekle aynı işlevi veren bir -gar ve -ger eki de vardı: suvgar-(Fakat bu sözcüğün ET’de suvar- biçimi de olduğunu bildiren -Ar eki ile tam bir benzeyişe girdiği hükmünü verebiliriz), köñülker-“ET. tefekkür et-” çıñar- “EUT. araştır-” tüp+ker- “ET. tahkik et-, aslını araştır-”, bir+ger-ü  “ET. beraber”, çın+gar-u “ET. tam”, töz+ker-inçsiz “ET. temelsiz”, kodı+kar- “kıymetten düşür-”, taş+kar-/taş+gar- “ET. at-, uzaklaştır-”, içger-/içker- “ET. İthal et-. İtaat altına al-. Eve dön-”, cücer-“Azeri T., (Bitki, tohum vs.) çık-, yeşer-, sür-” sözcüklerinde olduğu gibi.

            Bu ek, r - l değişmesi nedeniyle EAT’ de kimi zaman ve bugün kimi ağızlarda l’li biçimlere geçmiştir: saral-, karal- örneklerinde olduğu gibi.

            Örnekler: akar- (OT. ağar-), morar-, yeşer-(< yaş+ar-), kızar-, göğer-, karar-(< kara+ar-), sarar-  (< sarıg+ar-), göler- “göl hâline gel-”, gözer- “göz göz ol-”, yaşar-, alca+r- “alcalaş-”, pusar-, tozar-.

 

            +Aş-:

            İFYE +A- ekinin işteşlik -ş- ile kaynaşmasından oluşmuş bir birleşik ektir.

            Eskiden beri var olagelen bir ektir. Bu ek, kendinden önce FİYE olan -mA ekini aldığında A’sı düşmüştür: sarmaş-, karmaş-, gülmeş- “birbirine dokunarak gülüş-” örneklerinde olduğu gibi. Bu ekin -mA ile  aldığı yeni biçimden dolayı Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu bu eki ayrı bir madde başı ile sunmuştur. Ayrıca bu ekin örnek kelimeleri olan savaş-ış, barış-ış, güreş-iş, uğraş-ış gibi kelimelerinin hece binişmesi dolayısıyla sonlarındaki -Iş ekini yitirerek bugün hem fiil hem de isim gövdesi biçiminde kullanıldığını düşünmekteyiz.

            Örnekler: yanaş-, uğraş-, kamaş-.

 

            +At-:

            İFYE +A- ekiyle fiillerden ettirgen fiiller türeten -t- ekinin kaynaşması ile oluşmuş bir birleşik ektir. Kaynaşma dolayısıyla -t- ekinin işlevi körelmiştir.

            Bu ek ET’ de yoktur. Yalnızca küzet- “muhafaza et-” sözcüğünde vardır. gözet-”; fakat kutad- “mutlu et-”, kıwad- “sevindir-”, yokad- “mahvet-” gibi anlamlandırmalarda olmasına karşın bu sözcüklerde bulunan +Ad- eki aslında “oluş” bildiren bir ektir (mutlu ol-, yok ol- eki yine de OT’ nin Kıpçak sahasında bulunan gözed “gözet-” örneğine bakılarak ekin işlevi tartışılabilir.)

            Örnekler: tüket-, öğret-, yönet-, donat-, yarat-, gözet-, ilet-, gönet-, düzet-, “düzelt-”, dinet-, “dinelt-”.

            Bu ekle epey geçişli fiil türetilmesine karşın son iki örnekte de görüldüğü gibi, yazı dilimizde bu sözcükler bir ek yığılması yoluna giderek edilgenlik bildiren +Al- ekinin ve -t- ettirgenlik ekinin birleşmesiyle bu ekin işlevi daha çok bu birleşik ekle (+Alt-) verilmeye başlanmıştır. +et- fiillerinin genç rakipleri +lAt- fiilleridir: Örn. düzlet-, tozlat- gibi.

 

            


              +DA:

              Türkçe’de eskiden beri görülen ve ses yansıması isim sözcüklerinden fiil türetmede işlek olarak kullanılan bir ektir. Alda-, iste- (<iz+de-), bağda- “güreşte sarmaya al-” gibi ses yansıması olmayan birkaç sözcükte de kullanılmaktadır. Fakat ses yansıması isimlerden olma, ifade eden genelde geçişsiz fiiller türetirken, anılan birkaç kelimede “yapma” ifade eden geçişli fiiller türetir.

             Eski Türkçe’de ekin ham d’ li hem t’ li şekilleri Batı Türkçesi’nde yalnızca iste- fiilinde kalmıştır.

             İşlek olarak kullanıldığı ses yansıması kelimelerin sonu hep l, r, y gibi sedalı ünsüzlerle bittiği için bugün yalnızca d’ li biçimleri kullanılmaktadır, diyebiliriz.

             Örnekler: ünde-“OT. ünle-”, poturda- (poturda-k) “hlk. Motorsiklet çalış-”, fingirde-, kıkırda-, fıngırda-, “dönerek ses çıkar-”, lıkırda-, atta- “OT, ad koy-”, küde- “ET.Karahanlı sah. gürültü et-”, kur+da- “ET.K. sah. karıştır-(kur: defa, sıra)”, alta- “ET. alda-”, ünte- “ET. seslen-”, huğda- “Yörs. kulağı çınla-”, cığılda- “yörs, dövülen çocuk söverekten bağır-”, tıl+da-m “KB. Hatip, güzel konuşan”, til-de-m “KB. Haberci. Peygamber.”, güvülde- (EAT), izde- (EAT) yelte- “DK. şevke getir-”

 

             +I- / +U-:

             Kökeni hakkında, ikisi de birer ünlüden oluşuk olan +A- ve +I-/+U- ekleri arasında yapıca bir ortaklık olup olmadığı sorusuna yanıt arayan Tahsin Banguoğlu (a.g.k. 210. s.) iki ek arasında açık bir işlev ayrılığı saptamamasına karşın, bunları ağaç/ıgaç vb. ikili köklerde olduğu gibi a > ı biçiminde bir ünlü değişmesine bağlanmanın da yerinde olmadığı görüşündedir. Fakat Eski Türkçe’nin 13. yy’a dek uzanan birkaç örneğini tartışmadan geçiren M. Erdal, Old. Turkic Word Formation II adlı kitabının 474. sayfasında +I-/+U- eklerinin köke katmış olduğu anlam özellikleri bakımından +A- ekine karşı bir ayrılık gösterdiğini saptamıştır. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz ise “Durumu Türkiye Türkçesi açısından ele aldığımızda +A-‘nın bir  ek olarak değerlendirilmesi doğaldır. Ancak, +I- ve +U- eklerinde işlev bakımından bir ayrılık da söz konusu değildir.” (a.g.k. 115. s.) sonucuna varmıştır. Sonuç olarak söz konusu iki ek arasındaki ayrılık kesindir. Bunun bir kanıtı da, +A- ekinin çatı ekleriyle uzatılınca kaynaşma yoluyla birer birleşik eke dönüşmesine karşılık +I-/+U- ekinde böyle bir ek kaynaşmasının olmamasıdır: barı-n-, ber-ki-t-, dağı-l-, dağı-t-, peki-ş-, sakı-n- (sak “uyanık, tetikte”) vb.

             Bu ek ET’ de işlek kullanılmasının yanında, eklendiği kökün yalın durumu çok kez, bu kökün başka türevleri aracılığı ile ortaya konabilmektedir. Bu durum ekin ET’ den çok daha eski dönemlere ait olduğu izlenimini güçlendirmektedir.

  Bu ek bugün TT’ ye kimi eski türevleriyle uzana gelmiş ölü bir ek durumundadır. Öyle ki, verdiği örneklerden kimilerinde ek kökle kaynaşarak ayrışmaz bir duruma girmiştir: ağrı – (< ağır+ı-), çürü-, doku-, ışı-, kaşı-, koru-, kuru-, şakı-, yaşı-/yaşu- (ET), bayı- “zenginleş-” taşı- (taş “dış”) vb.

  Örnekler: kingü-“KB. genişle-”, öli- “ET. nemlen-, ıslan-”> hülü-“Yörs. yumuşat-; tartip et-”, boşu- “ET. kurtar-”, esni- “ET. hatırla-”, törü- “ET. türe-, yaratıl-”, oku-, butı- “ET. K.sah. buda-(but “dal”)”, kızu- “ET. K.sah. pahalan-”,  yalabı- “Y.E.D. parıl parıl parla-, ışık saç-”, agazı- “OT. başla-”, rençi- “OT. İncin-. Zahmet çek-.”, uz+u-n, kar+ı-ş, uyu- (<ud+-ı-, ud “uyku” ET.), yıd+ı- “ET. kötü kok-, bozul-”, yürü- (<yor “yol” +ı-).

 

  +(I)k- / +(U)k-:

  ET’den uzana gelen bir ektir. ET’de otuzun üstünde örnek vermesine karşın TT’de işlek olmadığı için altı yedi örnekle sınırlanmıştır. Fakat türettiği fiillerin kullanılış alanı canlı ve geniştir: açık- (aç+ık-, EAT.), birik-, çık-(< taş+ık-), gecik-, gözük- vb.

   Örnekler: içik- “ET. İçeri gir-. Emri altına gir-.”, yolda rastla-”, münük- “ET. aykırı git-, haddi aş-”, çınık- “ET. gerçekleş-”, usuk- “TT. Akıllan-. Sus-.”, yelik- “yel gibi koş-”, aguk- (ag+uk-)“ET. zehirlen-”, Tarık- “ET. darılıp öfkelen-”, kanık- “14. yy. kan otur-”, çav+ık- “ET. ün sahibi olup güçlen-”.

 

+kIr- / +kUr-:

Bu ek için T. Banguoğlu “İFYE  +Ir- ekinin +(I)k ile kapanan iki heceli bir isme gelmesinden (sümük gibi) birleşme yoluyla oluşmuş olmalıdır (sümük+ür-> süm + kür-)” (a.g.k. 213. s.) demiştir. Fakat bu ek ET’den bu yana kullanılmaktadır. T. Banguoğlu’nun dediğini kesin olarak kabul edebilmemiz için ‘sümkür-’ dışında başka sözcüklerin de tarih içindeki Türkçe’de kullanılmış olması gerekirdi. Sonuç olarak bu ekin ses yansımalı köklerden fiil gövdesi türeten başlı başına bir ek olduğu fikriyle yetinebiliriz.

   Örnekler: aykır- “ET. haykır-”, kıkır- “ET. bağır-”, alakır- “bağır- (ET)”, yahkır- “ET. Uygur sah. yankılan-”, tozgır- (ET), kışkır-, hünkür-, püfkür-, *öksür- (< öksür-), *aksır- (< aksır-), pıskır-, *tıksır- (< tışkır-), çavkır-, pufkur- pavkır- “Yörs. Ateş, alev alev yan-. Alevleri bir yere doğru yönel-.”, kuğur- “güvercin, öt-”, çemkir-, süskür- “Çokça süslenip püslenerek dikkat çek-. Kozmetik kullanarak süslen-”, cevkir- “Yörs. yeni doğan çocuk, ağla-”.

 

   +l-:

   +Al- eki ile işlevdeştir. Hatta +Al ekinin başka bir şeklidir, diyebiliriz.

Sonu ‘k’ ünsüzüyle biten önadlara geldiğinden  bu ünsüz eriyip yiter: küçül-, seyrel-, ufal- örneklerinde olduğu gibi.

Örnekler: durul-, incel-, köknel-, kısal- sivril-, doğrul-, eğril- çaw+ı+l- “ET. K. sah. meşhur ol-”, ögdi+l- “ET. K.sah. övül-”.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !