Hakkı Yılmaz'ın yorumuyla Kur'an'ın ilk inen suresi:

15-16. Hayır, hayır! Eğer o, son vermeyecek olursa, andolsun, perçemden; yalancı, günahkâr perçemden tutup sürük­leyeceğiz.

Surenin bu kısmı, peygamberlik görevinin bilgi ve bilgilendirme boyutundan başka bir boyutuna dikkat çekiyor: Eğer insanlar, Al­lah'a dönecek olmalarına rağmen kendilerini müstağni görerek [hiç kimseye, Allah'a bile ihtiyacı olmadığına inanarak], tâğûtlaşmış ve hi­dayet üzere olanlara, takvayı emredenlere saldırıyor ve zulmediyor­larsa cezalandırılacaklardır; hem dünyada hem de âhirette...

Bu ayetteki kellâ [hayır, hayır] ifadesi de, yine Peygamberimizin, bu tâğûtlar [varlıklı, güçlü, oğullu-uşaklı organize müşrik tayfası] ile baş edemeyeceğine dair düşüncesinin reddidir. Böylece bu dü­şüncenin yersizliğine dikkat çekilmiş ve bu tip problemleri bizzat Al­lah'ın çözeceği mesajı verilmiştir. İleriki surelerde bunların hem de­tayı, hem de somut örnekleri görülecektir.

Ayetteki, perçemden veya alından tutup sürüklemek, "bir insanı toplum önünde rencide etmek, başına çeşitli belalar açmak, burnu­nu sürtmek" anlamında bir Arap deyimidir. 21 Yukarıda deyimin lâfzî manası verilmiştir. Ayetteki ifadede mecaz, mecaz-ı aklî kullanımı söz konusu olup perçem ile “perçemin sahibi” kastedilmiştir. Mecazî anlamı, "sahibi ya­lancı ve günahkâr olan perçem" demektir.

 

17. O zaman o meclisini çağırsın!

Yukarıda meali verilen ayette zımnen bu işin kolay olmayacağı, küfürle savaşılması gerektiği vurgulanmaktadır. Öyle ki, o azgın tüm meclisini [Dâr'un-Nedve'yi], kongresini, kurultayını, tüm işbirlikçilerini ve adamlarını toplasın, karşı koysun.

"Nâdiye" ve "nedve" aynı kökten türemiş olup kalıpları farklı ol­sa da anlamları aynıdır. Peygamberimiz dönemindeki Mekke'nin ida­rî, siyasî, sosyal ve iktisadî durumu bilinirse, konu daha iyi anlaşılır ve İslâm dîninin neleri tasvip ettiğini, nelere karşı çıktığını öğrenmek mümkün olur.

M.S. 400'lerde doğduğu tahmin edilen ve Peygamberimizin be­şinci atası olan Kusay b. Kilab, Mekke’de yaşları kırkın üzerinde olanların katı­labileceği Daru’n-Nedve adında bir şûra [danışma kurulu] kurmuştu. İdarî, siyasî ve iktisadî işlerin yönetimi için ayrı birimler tesis etmiş, bu birimler eliyle yürütülen Mekke şehir devletinin yönetimini kabileler arasında tak­sim etmişti. Kusay’ın kurduğu bu idari sistemin birimleri ve yetki alanları şöyleydi: Sidanet ve hicabet: Kâbe’nin bakımı ve korunması. Sikayet: Mekke'nin su işleri. Rifade: Fakir hacıların yiyeceklerinin temini. Liva: Savaş işleri. Kıyade: Aske­rî işler. Nedve: Halk meclisi. Meşveret: Önemli olayların tartışıldığı kurul. Sefaret: Diğer ülkeler ile olan ilişkiler. Hükümet: Halk arasın­daki anlaşmazlıkların giderilmesi ve davaların karara bağlanması. İşnak: Ticaret mahkemesi. Kubbe: Silâh ve mühimmatın depolanması. İsâr: Falcılık, büyü­cülük gibi işlere bakan kurul. Emval-i Muhacere: Putlara adanan mal ve eşyaya bakan kurul. İmare: İbâdet esnasında asayişi temin eden kurul. Ainne: Savaş esnasında atların bakımını üstlenen kurul.

"Münafere" diye adlandırılan yönteme göre, kabile reisliği hususunda bir anlaşmazlık çıktığında veya yeni bir kabile reisi seçilmesi ge­rektiğinde, reis adayları bir hakemin gözetiminde halk huzurunda tartışırlar, hakemin üstün gördüğü kişi kabile reisi olurdu. Bu sistem, yönetimde veraset [veliahtlık, babadan oğula geçiş] sistemini devre dışı bırakmaktaydı.

 

Muhammed b. Abdullah peygamber olduğunda, Mekke, Kusay'ın kurduğu bu sistemle yönetilmekteydi. Yönetim tek kabilenin ve tek kişinin elinde değildi. İdarî işler bir nevi istişarî bir danışma kurulu olan Dâru’n-Nedve eliyle yürütülmekteydi. Diğer toplumlarda mevcut olan otoriter ve egemenliği mutlak idarî sistemler Mekke’de bulunmadığı gibi, statüleri bakımından sadece eşitler arasında birinci olan idarî şefler de bu sivil tabiatlı istişarî geleneğe uygundu. Nitekim İslâm'ın ortaya çıkışından önce kurulan ve Pey­gamberimizin de üyesi olduğu "Hılfu’l-Fudul" [saygın kimselerin oluşturduğu bir sosyal yardım kurulu] Mekke’deki bu yerleşik sivil anlayışa iyi bir örnektir. Gönüllülüğü esas alan bu derneğin faaliyetleri, İslâm'ın ortaya çıkışına kadar devam etmiştir.

 

Dikkatten uzak tutulmaması gereken noktalardan biri de, Kur’an’ın böyle idare edilen bir topluma gelmiş olduğudur. İslâm'ın ida­rî, siyasî ve iktisadî sistemini anlayabilmek için, Kur’an'ın geldiği top­lumun davranışlarının bilinmesi ve hangi davranışların Kur’an tara­fından onaylandığının ya da kaldırıldığının belirlenmesi gerekir.

 

18. Biz zebanileri çağıracağız.

Zebânî, "çok çetin, kuvvetli ve haşin melek" demektir (Tahrîm/6). Cehennem melekleri Kur’an’da bu adla anılmaktadır.

İlerideki surelerde âhireti yalanlayanların âhirette nasıl cezalandırılacakları detaylarıyla an­latılacak ve kendilerine tüm uyarılar yapılacaktır. Fakat bu, yukarıda adı verilmeyen ve sadece kişilikleri nitelenerek kınanan bazı kim­selerin, işledikleri suçlardan dolayı cezalarının bir kısmını bu dünyadayken de çekmeyecekleri anlamına gelmemektedir.

Nitekim Ebu Cehl de hak ettiği ilâhî cezanın bir kısmını daha dünyada iken çekenlerden biridir: Afra adlı kadının oğulları Mu'az ve Mu'avviz tarafından Bedir’de ağır yaralanışı, öldü di­ye savaş alanında bırakılışı, daha önce türlü kötülükler ettiği İbni Mes'ûd tarafından canlı olarak bulunuşu, göğsünün üzerine çıkan bu sahabe tarafından hakarete uğrayışı, yine onun tarafından kafası koparılıp perçeminden sürükle­nerek Peygamberimize getirilişi hatırlanırsa, Rabbimizin böyle nice zorbayı daha dünyada iken cümle âleme rezil ettiği iyi anlaşılmış olur. 22

 

19. Hayır, hayır! Ona itaat etme; secde et[teslim ol, boyun eğ] ve yakınlaş!

Peygamberimizin zihninde yine sorular oluşmuş olmalı ki, Rabbimiz kellâ [hayır, hayır] diye bunları reddediyor. Buradaki kellâ [ha­yır, hayır] ifadesiyle neyin reddedildiğini Kalem/5-l4'den anlıyoruz. Peygamberimiz, karşıtlarının zengin, güçlü, nüfuzlu ve kalabalık olduklarını, onlarla mücadelenin zorluğunu, başarısız olacağını düşünmüş olmalı ki, Allah kellâ [hayır, hayır] diye reddetmekte; yani, "Öl, mağlûp ol; ama müşriklere sakın boyun eğme!" demektedir. Secde sözcüğü ile ilgili detay, inşallah Necm suresinde verilecektir.

 

İkinci derste [vahiyde] bu düşünceler şu ayetler ile iyice açı­ğa vurulmuştur:

Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da... Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf getirip götüren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiç birine, mal ve oğulları var diye sakın boyun eğme! (Kalem/5-14)

 

Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

 

Surenin mesajı şu şekilde özetlenebilir:

 

“Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey Allah'ın yakınları!

Çevrenize bir bakın, insanoğlu kendisinde bir varlık gördüğünde, dönüşü Rabbine olmasına rağmen Firavun gibi hatta daha da fazla tuğyan ediyor.

Görmüyorsunuz! Doğru yol üzerinde olanlar, takvayı emredenler, namaz kılanlar, kısaca İslâm'ı yaşamaya çalışanlar itilip kakılıyor.

Azgınlar Allah'ın kendilerini gördüğünü, kendilerinden hesap soracağını bilmiyorlar, yalanlıyorlar ve yüz çeviriyorlar.

Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey Allah'ın yakınları!

Kur'an'ı öğrenin ve insanı basit bir embriyondan yaratan Rabbinizin adına okuyun, başkalarına ulaştırın!

Kur'an'ı okuyun! Size bu görevi veren Rabbiniz en büyük, en üstün olandır. Ondan daha üstünü yoktur.

O, kalemle öğreten, insana bilmediğini öğretendir. Bilgiyi ön plâna alın! O azgınları bilginizle yola getirin! Sakın ümitsiz olmayın!

Eğer bilgilendirmenize, eğitim vermenize, nasihat etmenize rağmen tuğyanlarına, azgınlıklarına son vermezler ve saldırganlık yaparlarsa Allah onları perçemlerinden tutup cümle âleme rezil-i rüsva edecektir.

İsterlerse tüm yardakçılarını, meclislerini, kurultaylarını, tüm yandaşlarını, modern Darü’n-Nedvelerini, Birleşmiş Milletlerini, Natolarını yardımlarına çağırsınlar...

Allah da zebanilerini, en korkunç, en haşin güvenlik görevlilerini çağıracak...

Sakın ümidinizi kesmeyin!

Tâğutlar malca-mülkçe, çoluk-çocukça, askerce ne kadar güçlü gözükseler de sakın onlara itaat etmeyin, sakın onlara boyun eğmeyin!

Siz Allah’a secde edin, Ona boyun eğin ve yakınlaşın!”

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !