FİİLDEN İSİM YAPIM EKLERİ - 3

-I / -U (-(I)g / -(U)g):

ET’deki -g FİYE’nin Batı Türkçesi’nde düşmesi yüzünden yardımcı sesin FİYE durumuna gelmesi ile ortaya çıkmıştır: yazı < yaz-ı-g, öl-ü < öl-ü-g gibi. EAT’de bu düşüşün izleri açıkça görülür: bil-ü, bin-ü, sev-ü, ayr-u, asıl-u örneklerinde olduğu gibi. Eski -g’li biçimden gelmeyenler -I / -U eklinin FİYE benliğini kazanmasından sonra oluşmuş sözcüklerdir. Bunların içinde zarffiil biçiminin kalıplaşması ile isim durumuna geçmiş olanlar da vardır: tol-u > dol-u gibi. Kimileri de sonradan başındaki g’si düşmüş olan -GU ekinden gelmiştir: kork-gu > kork-u gibi.

ET’de yine de bir iki örnekte bu ekle karşılaşılır. Fakat Batı Türkçesi’nde görülen örnekler hep yenidir ve bu örneklerde ek sonradan ortaya çıkmıştır. Ekin BT’de yaygın ve bugün bile işlek bulunması (soru, gezi gibi yeni sözcükler bu ekle yapılmıştır) da bundan dolayıdır.

Daya-l-ı, döşe-l-i, kapa-l-ı, ek-i-l-i, göm-ü-l-ü gibi sözcüklerin de -l-‘li fiil gövdelerinden bu ekle yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerçi bu gibi örneklerde görülen -l-‘li fiil gövdelerinden kimileri kullanılmamakta ve dayalı, döşeli, kapalı gibi sözcükler daya+lı döşe+li kapa+lı  biçiminde yapılmış görünmektedir ki, bu aldatıcı bir görünüştür. Buradaki ek önad eki olarak kabul edilirse o zaman  taya-g, töşe-g, kapa-g isimlerine getirilmiş olduğu düşünülebilir. Fakat bu sözcüklerin (dayalı, döşeli, kapalı) anlamı isimden türemiş ismi değil, fiilden yapılmış ismi andırmaktadır. Ayrıca kimi örneklerde -l-‘li fiil, gövdeleri kullanılmamaktadır. Bu yüzden değerlendirme konusu yaptığımız dayalı, döşeli, kapalı örneklerinin ser-i-l-i, tak-ıl-ı, ör-ü-lü gibi örneklerden etkilenerek bir istisna oluşturduklarını söyleyebiliriz. Sonuç olarak dayal-ı, bük-ül-ü gibi örneklerin de -I / -U eki ile yapıldığını kesin olarak söyleyebiliriz. Aynı durum, -ç ekinin -nç olarak yanlışlıkla kabul edilebilmesinde de söz konusudur.

ET’de görülen kur-u-g+lug “kurulu, kurulmuş” gibi örnekler bu biçimlerin kaynağının -g FİYE ile +lIg / -IUg önad eki olduğunu gösterecek niteliktedir. Kaynağı böyle de olsa bunun sonradan unutulduğu ve yeni örneklerin belirttiğimiz biçimde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu ek ET’de ve OT’de kimi istisnalar dışında ünlü uyumuna bağlı kalmıştır.

ET’nin fiilden ad türeten -g eki, ünlü ile biten fiillere bir bağlantı ünlüsü yardımcı ünlü olmadan doğrudan doğruya eklendiğinden g’nin erimesinden sonra fiil kök veya gövdeleri ad durumuna geçmiş, böylece hem fiil kökleri hem de bunlardan kurulan adlar aynı ses yapısına girmiştir: acı-g > acı → acı - , boya-g > boya → boya-, yansı-g > yansı →  yansı-, damla-g > damla → damla-, sıvı-g > sıvı → sıvı-, arı-g > arı → arı-, karı-g > karı → karı-, sıva-g > sıva → sıva-, iri-g > iri → iri- vb. Bu aynılık kimi bilginleri yanıltmış ve onlar bunu Türkçe’de isim - fiil ayrılığının kesin olmadığına delil saymışlardır. Oysa bu görünüşte olan isimleri, -ig >-i adlarından saymamız gerektiği apaçık ortadadır.

Örnekler: kamşa-g “ET. halk içindeki huzursuzluk ve karışıklık”, yantur-u “ET. tekrar”, kıdıg “EUT. hudut” > kıyı, ota-g > oda, köni “DLT. doğru”, tut-ug (DLT) > tutu “rehin”, öt-üg “ET. Dua. Rica”, ay-g “ET. söz, sözcük”, ö-g “ET. akıl (ö- “düşün-”)”, kezi-g “ET. K. sah. nöbet”, ersi-g “ET. K. sah. kahraman”, alta-g  “ET. hile”, anla-g “ET. zeki”, aya-g “ET. hürmet”, ba-g “ET. Bağ. Bohça”, baça-g “ET. oruç”, bış-ıg “ET. Pişmiş. Sây eden.”, biti-g “ET. Yazı. Harf. Mektup. Vasiyetname. Kitap.”> biti “Yörs. mektup”, boşu-g “ET. kurtuluş”, çilte-g “ET. Saygı. İkram. İtibar.”, karar-ıg “ET. karanlık”, kıs-ıg “ET. hapis”, kör-üg “ET. Görüş. Casus”, orna-g “ET. taht”, saç-ıg “ET. sadaka”, tılta-g “ET. sebep”, yıdı-g “ET. fena kokan”, yör-üg “ET. izah”, yul-ug “ET. pazarlıkla satın alma”, turkaru “ET. daima", teηkeşi “ET. mukayese”, tıd-ıg “ET, mania, engel”, yahş-ı (ET), yarı (OT), sevü “EAT. aşk”, getiri “faiz”, küçültü “maket”, açık uyarı “protesto”, şaşırtı “sürpriz”, son uyarı “ultimatom”, tapı “mâbut”, usa vuru “muhakeme”, uç  aşı (uç aş-ı) “rekor”, aç-ı güd-ü, kon-u, pus-u (pus- “DK”),  güldürü “komedi”, ağlatı “trajedi”, düttür-ü, yum-ur-u > yumr-u “Mec. ukde”, çak-ı, çat-ı, kap-ı, ver-i “data, muta”, kat-ı, törpi-g > törpü, eg-ir-i > eğri, sar-ı “yellow”, ası “afiş”, coşu “vecd”, düşleti “alegori”, tam-ug (OT) > tam-u “cehennem”, yatı evi “otel”, aytı “(nazım türü olan) mani, bayatı”, dinlet-i “konser”.

 

-(y) IcI / -(y) UcU (< gUçI < -GU+çI):

T. Banguoğlu bu ekin FİYE -gU’nun üstüne İİYE olan -CI’nın gelmesiyle oluştuğunu söyler. Z. Korkmaz da aynı görüştedir ve şöyle der: “Ergin (Muharrem Ergin) her ne kadar bu ekin bir yandan -(I) g+çı bir yandan da -gu+ç, olmak üzere iki kökenli olduğunu kaydetmiş ise de (Türk Dil Bilgisi, s. 91), Kaşgari Mahmud’un Divanu Lûgati’t-Türk’te +çI’nın, addan ad -gU’nun fiilden fiil yapan bir ek olduğunu kaydetmesi (C.II, s. 48-54) bu ekin -gUÇI kökenli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” (a.g.k. 83. s. dipnot).

Türkçe’de eskiden beri kullanılan işlek bir ektir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere ET’de -gUçI biçimindeydi ve ünlü ünsüz uyumlarına uymuyordu. Nadiren -kuçı, -küçi biçimlerine de rastlanmaktadır.

Örnekler: ölürgüçi “ET. kâtil”, kolguçı “ET. dilenci”, ayguçı “ET. Söyleyen. Hatip, orator. Hakan adına emir veren sözcü.”, yarad-ıçı (OT), öğren-üçi (OT) > öğren-ci,  karıştırıcı “blender”,  bulucu “dedektör”, kavan sun-ucu “disk jockey”, dalgalandırıcı “sansasyonel”, çarpıcı söz “slogan”, sürücü “şoför”, ut açıcı “teşhirci”, kaldırıcı “kriko”, yönleyici “navigatör”, dilen-ici > dilenci, arıtıcı “deterjan”, biriktirici “rezervuar”, güçlendirici “amplifikatör”, inandırıcı “muknî”,  inceltici “tiner”, yönetici “müdür”, görücü, yapıcı “bani”, koruyucu “hâmi”, denetleyici “murakıp, kontrolör”, inan-ıcı “OT. mümin”, yadsıyıcı “OT. münkir”, yazıcı “printer”, bireştirici “Müz. sentetizör”, gezici “seyyar”, evirici “Elektrotekn. Ondülör”.

 

-Iç / -Uç (-gIç / -gUç):

ET’deki -gIç/-gUç ekinin bir değişiği olarak kabul edilebilir.

Z. Korkmaz, ünlü ile biten tabanlardan (kök veya gövde) sonra -ç olan biçimi, -Aç’ın bir biçimi sayarken, T. Banguoğlu -Iç / -Uç ekinin bir biçimi saymaktadır.

Z. Korkmaz’ın dediği  “Bizce bu -ç,  -Iç değil -Aç ekindeki bir gelişmenin sonucudur. -Aç eki, sonu -A ile biten sözlere (tıka- vb.) yalnız -ç olarak eklenmiştir sanıyoruz.” (a.g.k. 84. s. dipnot)

Son zamanlarda böyle bir ek ortaya çıkmıştır. Çekiç, eğiç örneklerinde de görüldüğü üzere -gIç / -gUç ekinin -Iç/-Uç’a dönüşmesinde her hâlde ekin -k, -g ile biten sözlere getirilmiş olmasının etkisi vardır. İki damak sesinin yan yana bulunması ek başı g’sini kolayca düşürmüş olmalıdır.

Örnekler: çekiç x çöküç, döğüç “çamaşır tokmağı, patak”, eğiç “yemiş koparmak için ağaç dalını tutup eğmeye yarayan ucu sivri, eğri değnek, gereği x geravu”, domalıç “tümsekli, çıkıntılı”, vida çevr-iç “tornavida”, ara-y-ıç “tuning”, sapta-y-ıç “prediktör”, kü-ç > güç (kü- “KB. Koru-”).

 

-Ik / -Uk, -k (ET -yUk):

Ekin gelişimi konusunda farklı görüşler vardır. Ayrıca bu farklılık dolayısıyla ekin asıl biçimi de dil bilgisi kitaplarında birbirinden farklı olarak gösterilmiştir.

Biz en iyisi bu farklı görüşleri ayrı ayrı aktaralım. M. Ergin bu eki “ﻖ, -k” biçimleriyle maddeleştirmiş ve “-t” maddesinde şunları söylemiştir: “…Bugün ق, -k ile yapılmış gördüğümüz, aç-ı-k, del-i-k, gibi birçok kelimeler. Eski Anadolu Türkçesinde aç-u-k, del-ü-k gibi -uk, -ük ile yapılmış görünmektedirler:  Eski Türkçe’de yuvarlak şekiller hakimdir. Demek ki, Eski Türkçede, yardımcı, sesler vokal uyumuna bağlandığı için bu  ekler -ut, -üt ve -uk, -ük şeklinde idi. Batı Türkçesinde ise önlerindeki vokal yardımcı ses sayılarak ekler -t ve ق, -k şekline geçmiş, fakat Eski Anadolu Türkçesindeki yuvarlaklaşma temayülü bazı misallerde eski şekilleri bir müddet muhafaza etmiş, sonradan aradaki vokal tam bir yardımcı ses hâlinde kalarak  ekler -t ve  ق, -k şeklinde kullanıla gelmiştir.

Eski Türkçe, -ut, -üt ve -uk, -ük’ün yanında birkaç misalde -t ve ق, -k eklerinin de bulunmasına, Eski Anadolu  Türkçesinde de böyle bir durumla karşılaşılmasına da bakarak -t ile -ut, -üt’ ü, aynı şekilde ق, -k ile -uk, ük’ ü ayrı ayrı ekler olarak da kabul edebiliriz.  Eğer böyle ise -t ile -ut, -üt ve ق, -k ile -uk, -ük Batı Türkçesinde, vokal yardımcı ses sayılarak birleştirilmiş demektir.” (a.g.k., 195. s.)

T. Banguoğlu ise şunları söylemektedir: “Eski Türkçede fiilden isim yapan ayrı -ik ve -ig eklerinden birincisi olduğu gibi, ikincisi ise damak sesini yitirerek dilimize gelmiştir. Ancak yakın anlatımda olan bu eklerin daha o zaman kullanışta iyi sınırlanmadığı ve karıştırıldığı da olağandır. Bu hâl  onların üremelerinde görülür (açuk x açıg, yasık x yasıg).

Buna göre -ik ve -i isimlerinin dilimizde az çok karışmış olması mümkündür (yaya x yayak, kışla x kışlak). Ancak, bunlar genel olarak bizde daha açık bir anlatım ayrılığına gitmiştir……” (a.g.k. s. 248. s.)

Son olarak Z. Korkmaz’ı dinleyelim: “... Bu ekle yapılmış türetmelerin özellikle  sıfat olanlarında, yapılmış bitmiş bir işi nitelik olarak  üzerinde taşıma özelliği vardır. Bu da görüşümüzce ekin, ET -yUk kökenli (Alt. Gr. § 134, 152) olmasıyla ilgilidir.

Türkiye Türkçesinin Eski Türkçeden günümüze uzanan tarihî gelişme sürecinde uğradığı   bazı ses değişmeleri ve özellikle k > g ; g, y ünsüzlerindeki erime özelliği ve ünlü ile sonuçlanan fiillere eklerin bağlantı ünlüsü almadan eklenmesi gibi durumlar, -Ak < -gAk, -k ve -Ik / -Uk gibi fiilden ad türeten eklerin gruplandırılması konusunda gramerlerimizde bir takım yorum güçlükleri doğurmuştur. Dolayısıyla zaman zaman varılan yargı ve örneklendirmelerde de bazı yanılmalar olmuştur. Bu durumlarda yanılmayı  büyük ölçüde önleyecek ölçüt ekin kökenini ve işlevini göz önünde bulundurmak ve bağlayıcı ünlülerin nerelerde atılabileceğini gözden uzak tutmamaktır. Biz -Ik / -Uk eki ile yapılmış türetmelerde ‘olmuş, bitmiş olanı gösterme ve -mış ekine koşut bir işlev taşıma’ özelliği gördüğümüz için eki ET -yUk ekine bağlamayı gerekli bulduk. y ünsüzünün dilimizde kolayca eriyip kaybolma özelliği taşıması da eki -yUk > -Ik / -Uk biçiminde dönüştürmüştür yargısına vardık” (a.g.k.  84-85. s.)

Sonuç olarak bizce en fazla üzerinde durulması gereken nokta, nasıl olup da aynı işlevi yüklenmiş -k, -yUk ve -Uk biçimlerinin ET’de bir arada bulunabildiğidir. Anımsar isek -Ak ekinde de benzer bir durum söz konusudur.  Düzgülü olarak bu ekin ET’deki -gAk biçiminden geldiğini düşünürüz. Oysa bunun yanında Eski Türkçe’de benzer işlevde bir -yAk eki de vardır.

Ek eski ve çok yaygın bir geçmiş sıfat fiili biçimidir. Dilimizde bu işleyişini yitirmiş, geniş ölçüde ve çoğu zaman edilgen anlamlı (kes-ik / kes-il-miş gibi) fiilden önadlar yapar olmuştur. Yine de Anadolu ağızlarında bu türemenin eski sıfatfiil işlevini andıran kullanışlarla karşılaşılır: Ali gelmeyiktir “gelmemiş olmalıdır” örneğinde olduğu gibi.

Örnekler: al-ık “hlk. iş yaparken giyhilen giysi”, kirtkün-yük “ET. mümin”,  sı-yuk “ET. enkaz, harabe”, közün-ük “ET. pencere”, anu-k “ET. Hazır. Hazırlık”, bark (bar-“var ol-”) “ET. mal mülk”,  yok (< yo-k), tok (< *to-k), arta-k “K. sah. bozuk”, amra-k “ET. Sevimli. Sevgili, aziz.”, çıtırdak “kraker”, emge-k “ET. ızdırap” > emek, bele-k “ET. hediye”, ıra-k, kara-k “ET. Gözbebeği. Bakış.”, kıl-ık “ET. Seciye, karakter. Hareket tarzı.”, sırık (*sır-ık), tawra-k “ET. çabuk”, tolga-k “ET. rahatsızlık”, öte-k x öte-g “ET. Ödünç, Borç”, sakınuk “KB. takva sahibi”, yâz-uk “ET. günah”, tanu-k > tanık “şahit”, artuk (OT) > artık, yü-k (ET yü-d-), yelpi-k* “hlk. astım”, ıd-uk “ET. Kutsal. Mübarek” soyuk sırt “Görele ağzı. sırt dekolteli”, yorn-uk “hlk, yorgun”, yala-h “hlk, Kedi ve köpeklerin yemek kabı” yelte-k “hercai”, ayla-k “avare”, çağla-yık “KT. yerden seslice kaynayarak çıkan su”  yoña-k “ET. iftira”, deriş-ik “Kim. Konsantre”, eşle-yik X eşlek “ÇT. ekvator”, esnek “elastikî”, kökleş-ik “klâsik”, sığın-ık “mülteci”, içe kapanık “otistik”, ışılak (ışıla-k) “Yörs. rugan”,  arın-ık “steril” (ortam), adla-yık “akrostiş”, vur-uk “travma”, izlek “Prosedür. Tema, tem.”, inak “dogma”, kolyu-k “lavabo”, yörü-k, ket-ük (ET)> gedik, yam-uk, ışkır-ık “topraktan yapılmış su düdüğü”, fışkır-ık “fıskiye”, çev-ik, ay-ık, bedük > büyük, cıvı-k, eksik, seçik “bariz”, bakışık, karmaşık, sanık, üfürük, pusarık, kavr-uk, sarmaşık, çapraşık “muğlâk”, duruk “statik”, yarat-ık “mahlûk”, koş-uk, arık x ark x hark, emz-ik, buç-uk < bıç-uk (ET. K. sah.), parılda-k “ışık açıp kapamak yoluyla işaretler vermeye yarayan aygıt”, depü-k “Görele ağzı. (arazi ve zemin için) kuru, ıslak değil”, bitig (ET) > beti-k “kitap” tiz-ik “ET. çabuk, kolayca” ser-ük “OT. deriden yapılmış sergi”, başlaş-ık “müttefik”, başdaş-ık “Kim. homojen”, kal-ık “hlk. evlenmemiş yaşlı  kız”, höşne-k “Görele ağzı. taneli yemek için, ezilip büzülmüş”.

Bu ekle yapılmış olma olasılığı olanlar: aşık, ilik, kayık, yayık, kazık, kemik, beşik, kaşık, kasık, kuyruk, kirpik, süz-ük “ET, temiz, arı”, türü-k veya tür-ük > Türk, köş-ük > köşk, kör-ük > görk.

 

-(I)l  / -(U)l, -(A)l, -l:

Moğolca ile ortaklaşan ve ET’ den beri işlek olmayan bir ektir. ET’den beri ünlü uyumuna uymuştur. Ayrıca ünlü-ünsüz uyumuna da uymasıyla çap-ul gibi sözcükler oluşturmuştur. 

Örnekler: yu-l “DLT. Memba, kaynak”, kıs-ıl “ET. Boğaz. Vadi”, ına-l “ET. bakan gibi yüksek bir orun sanı” > inal “erkek adı, İnal Batu (Türk büyükelçi) gibi”, tüke-l “ET. bütün, hep” > dükel (EAT), osa-l x usa-l “ET. İhmâlkar. Gafil”, ile-l “K. sah. evet”, ti-l > dil (ti-ş > diş), am-ıl x am-ul “ET. sâkin, durgun”, ıd-ıl “ET. yağma seferi, yolculuk”, münkül “ET. şaşkın, dalgın”, yıv-al “ET. övgü”, yara-l “Yörs yarayan”, ışı-l, oku-l, kur-ul, doğ-al “tabiî”, dur-al “sâkin”, isten-el “ihtiyari”, koş-ul, güzel (göz+e-l), çat-al, çakıl, çök-el, aval, kaşal “aptal budala”, şaş-al “saf”, kur-al “kaide”, öğd-ül > ödül, çök-ül “ırmakların taştıklarında, pınarlara bıraktığı tortu, çöküntü”, çek-ül “yerçekimi doğrultusunda gösteren aygıt”, muñu-l “ET. şaşkın”, sakal, kaval, ku-l (uçkurdaki kur da aynı ku- kökündendir), ogul (< ok+u-l) > oğul, kö-l > göl (Belki ET’den önce, köl “bağlanmış” sub, deyimi vardı), tö-l > döl (tö-z de aynı kökten), amul (ET) > añul x anıl : “Yörs. tedricen”, ta-l, ko-l, i-l, a-l “hile”,yo-l (son beş sözcüğün ayrıntılı açıklamasını  “N. Hacıeminoğlu’nun a.g.k.’sinde bulmaktayız. Bkz. 222-225).

 

-m, -(I)m  / -(U)m:

ET’den beri bugün olduğu gibi üç biçimdedir. Ayrıca bu ek Sümerce’de şur-im “yarım”, kud-im “kuyum” gibi sözcüklerde vardır.

Eskiden yalnızca bir kez adları (yud-um bir iç-im, su, doğ-um, öl-üm ad-ım, gibi) türetirken Yeni Türkçe’den başlayarak ekin bu işlevi silinerek genişlemiş daha çok kılışın ürünü (-mA, -Iş / -Uş eklerinin) işlevine kaçmıştır.

Örnekler: talı-m “ET. yağma, talan”, iste-m “talep”, tug-um “ET. yeniden doğuş”, kör-üm “ET. noktainazar, bakış”, yart-ım “ET. Kısım. Parça, bölük.”, kırım “katliam”, ula-m “ET. Sıra, dizi. TT. Kategori.”, damar aktar-ım “by-pass”, tam bak-ım “çek-ap”, düşle-m “fantazi”, yıkım “Tahribat. Felaket.”, eşçek-im “fotokopi”, indirim “iskonto”, soykırım “jenosit”, derle-m “koleksiyon”, sıkıyalıtım “karantina”, yer yazım “kadastro”, yaratım “kreasyon”, eşlem “kopya”, değim “liyakat”, iliş-im “Genel ağda. link”, satım evi “mağaza”, savaşım “mücadele”, yatırım “plâsman”, eşonarım “restorasyon”, görüşüm “röportaj”, yarışım “rekâbet”, gezim “turizm”, sağaltım evi “sanatoryum”, titre-m “ses tonu”, teci-m “ticaret”, izlem “takip”, gösterim “vizyon”, bindir-im “zam”, başarım “performans, iş gücü”, ortakaldır-ım “refüj”, gelim “maliyet”, kesim evi “mezbaha”, değişin-im “mutasyon”, biriktirim “tasarruf”, söz dizimi “sentaks”, yürütüm “infaz”. zoral-ım “Cez. huk. müsadere”, bağdaş-ım “insicam”, sağla-m, salkı-m, koşum, adım < atım, yıldır-ım, erim “beşaret”, sak-ım “KB. serap”, durum “vaziyet, hâl”, atla-m (OT), öğretim “tedrisat”, sor-um “mesuliyet”, yapım “imalat”, donat-ım “techizat”, eğitim “maarif”, devrim “İhtilâl. İnkılap.”, yor-um “tefsir”, kapsa-m “şümul”, uza-m, kur-um “müessese”, sür-üm “revaç”, güd-üm “sevk ve idare”, oturum “celse”, geç-im “maişet”, ak-ım “cereyan”, eğil-im “Temayül. Tandans.”, onarım “tamirat”, çözüm “tahlil”, geril-im “Kim. voltaj”, oyl-um “Kim. hacim”, denkle-m, anlatım “ifade”, benzeş-im “Ed. iltibas”, dey-im “tabir”, kavra-m “mefhum”, ünlem “nida”, varsayım “hipotez, faraziye”, dışal-ım “ithal”, dışsatım “ihraç”, kalıtımbilim, özle-m, sayıtım “istatistik”, özdek değiş-im “metabolizma”, sivr-im “koni”, ısıyay-ım “Fiz. konveksiyon”, yığış-ım “konglomera”, düz eyt-im “talâkat”.

 

-mA:

Bu eki isimfiil anlatımında Batı Türkçesi’nde ve daha çok yakın zamanlarda yazı dilimizde değişmiş görüyoruz. EAT’de çok az kullanılmıştır. Bunun yerine -mAk daha çok kullanılır: ditreme dutdı gibi.

Kimisi sınırlı bir kullanışta önad olurlar ve niteledikleri nesne adlarının düşmesiyle fiilin ürünü bir ad ortaya koyarlar: yazma (kitap, yemeni yorgan yüzü) basma (kitap, bez), açma (tarla, çörek), sürme (boya, sürgü, çekmece), kırma (arpa, köpek), kur-ma ev “prefabrike”, takma (bacak, diş protez), çivileme / küt inme (basket “smaç”), kıyma (yemek), boğma “hlk. düğmesiz kadın giysisi”, pastırma gibi.

Örnekler: ısıtma (EAT)> sıtma, karşı çıkma “itiraz”, yanılsıma “illüzyon”, aşağılama “hakâret”, süt taş-ma+sı “galaktore”, yime (EAT), donatma “teçhiz”, kabartma “rölyef”, bağlaşma “ittifak”, üstenme “taahhüt, angajman”, birleşme “ittihat”, yelme “ET. süvari”, uyutma “DLT. peynir”, çizme, donanma, koşma “bir nazım türü”, çizme, sündüme > sundurma, var sanma “halüsinasyon”, takılma “latife”, ölme hakkı “ötanazi”, izlenme oranı “reyting”, ışıma “radyasyon”, yer ayırtma “rezervasyon”, ad çekme “kur’a”, toplu çalışma “seminer”, dalgalanma “sansasyon”, boşaltma “tahliye”, dokuma “tekstil”, ezme “püre”, biçme “prizma”,  kötü beslenme “malnütrisyon”, savlı tartışma “münazara”, tekli konuşma “monolog”, soysuzlaşma “tereddi”, yürütme “icra”, akıtma “kimi hayvanların alınlarındaki leke veya süs”, dolma “sarma yemeği (bizdeki biçimiyle Almanca’ya da geçmiştir)” cozutma “Yörs. ters ve kendisinden beklenmeyen biçimde davranma”, içme “Yörs. madenî kaynak suyu”, türeme “müştak”, yeşil madde özümle-me+si “fotosentez”, yeldir-me, oyma er “ET. oyuncu”, belgürtme etöz “ET. görülen vücut”, barma yıl “ET. geçen yıl”, şişirme haber “asparagas”, bölme ev “daire” (böl-ük ev “apartman”) yap-ma ay “Irak Türkçesi. röntgen, suni ay”, dökme demir “pik font”.

Yorum Yaz