ALINTI: Dersim isyanı dolayısıyla...- Yavuz Bülent Bakiler

http://www.mirhaber.com/artikel.php?artikel_id=522 :

 

Yavuz Bülent Bakiler

30 Kasım 2009

Dersim isyanı dolayısıyla...

 

İsyan yüklü bayramlar

 

Dünyada, iç isyanlarla sarsılmayan ülkeler var mıdır acaba Yalnız biliyorum ki, iktisaden ve fikren geri kalmış ülkelerde, isyanlar çok görülüyor. Mesela bugün, demokrasinin beşiği sayılan İngiltere’de bile, geçmiş asırlarda, çok şiddetli ayaklanmalar oldu. Demokrasi, İngiltere’ye öyle güle oynaya gelmedi. Fransa da demokrasiye kolay girmedi. 1789 Fransız ihtilalinin sancıları, ülkeyi zaman zaman yaşanmaz hâle getirdi. Ama bugün, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da ne orduların bir darbe yapmaları muhtemeldir, ne de, devlete karşı bir halk ayaklanması olabilir.

 

Baltık ülkelerinde de rejim artık oturmuştur. Mesela İsveç’te, Norveç’te, Danimarka’da, orduların darbe yapacağına, halkların devlete baş kaldıracağına kim inanabilir? Fakat, iktisaden ve fikren geri kalmış ülkelerde, hem orduların, hükümet darbeleri yapmaları her zaman mümkündür, hem de cahil halkın, çok basit sebeplerle devlet güçlerine baş kaldırması olağan hallerdendir.

 

Uzağa gitmeye ne gerek var; bizim imparatorluk devrimiz, Milli Mücadele yıllarımız, Cumhuriyet dönemimiz askeri darbelerle, halk ayaklanmalarıyla yaralı değil mi İmparatorluk devrimizdeki Yeniçeri isyanlarını, halk ayaklanmalarını, ancak bir kitap hacminde yazabiliriz. Millî Mücadele yıllarımızdaki halk ayaklanmaları da bir hayli kabarıktır. Milli Mücadelemizin ve genç cumhuriyetimizin halk ayaklanmalarından ve askerî darbelerden çektikleri, düşman başına.

 

1919 yılından itibaren, hem bazı Kürt toplulukların, hem de Türk soylu cahillerin, gafillerin, hainlerin isyanlarından, milletimiz çok çekti. Bir ara ben, o aptalca, ahmakça isyanları SU TESTİLERİ isimli bir kitapta anlatmayı çok düşünmüştüm. SU TESTİLERİ, su yolunda kırıldılar.

 

Şimdi, hayretle görüyorum ki, bir takım insanlar, inatla ve ısrarla sadece Doğu Anadolu’daki Kürt isyanlarını, birin üzerine bin koyarak dövüne dövüne yazıp anlatıyorlar.

 

Hiçbir devlet, isyan bayrağı açan vatandaşlarını güler yüzle ve bir deste çiçekle karşılamadı, karşılamıyor, karşılamayacak. İsyan hareketlerinde, insanların soyları-sopları önemli değildir. İşte size Millî Mücadele yıllarımızda Türk asıllı isyancılardan, isyan hareketlerinden birkaç örnek

1919 yılında, Bayburt’ta, Şeyh Eşref ayaklanmasını devlet şiddetle bastırdı. Aynı yıl içinde Konya Valisi Cemal’in ve Ayan üyesi Zeynel Abidin Hoca’nın isyanıyla birlikte, Delibaş ayaklanması da tepelendi.

 

1920 yılında Yozgat’ta Çapanoğlu Edib Bey ve kardeşinin 7.5 ay süren isyan hareketi dibinden kurutuldu.

 

1920 yılında Afyonkarahisar’da Çopur Musa, Simav’da Şalgam oğulları devlete başkaldırdıkları için yok edildiler. Edremit’te, Manyas’ta, Düzce’de, Nallıhan’da, Beypazarı’nda, Bolu’da, Zile’de, İnegöl’de, Yenihan’da başlayan isyanlar, kanla bastırıldı. Batı’da Demirci Mehmet Efe isyanı da büyümeden yok edildi.

 

Anzavur ayaklanmasını, Çerkez Ethem başkaldırmasını bilmeyen mi var. Peki ne olacaktı Devlet Orta Anadolu’da, Batı Anadolu’da başlayan isyan hareketlerini şiddetle bastıracaktı da Doğu Anadolu’daki isyanlara, selam mı duracaktı Alkış mı tutacaktı

 

Dersim isyanı dolayısıyla... 

 

Dersim isyanının dehşetinden, ilk defa 1955 yılında haberdar oldum. Hukuk Fakültesi’nin 1. sınıfındaydım. DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ’nin yazarı M. Şerif Fırat‘ın oğluyla aynı sınıftaydık. Babasının kitabını ondan alıp okudum. Sonra, Türk Ocağı çalışmalarına canla başla katılan ve ısrarla Türk olduklarını söyleyen Dersimli Zaza arkadaşlarım vardı. O kanlı isyanı onlardan da dinledim. Seyit Rıza isyanında öldürülenlerin “binlerce kişi” olduğunu söylüyorlardı.

Yıllarca sonra, bazı kişiler, Dersim isyanında, on bin Alevi Kürt’ün öldürüldüğünü iddia ettiler. Zamanla bu rakam, 20 bin oldu. Sonra 30 bin, 40bin, 50 bin, 60 bin dediler. 2009 yılında TV programlarında konuşan bazı kişiler, 70 bin kişinin öldüğünü söylüyorlar. İnanıyorum ki 2030 yılında, kayıtsız-şartsız 100 bin kişi öldürüldü diyeceklerdir.

 

Ermeni dostlarımızın da soykırım iddiaları böyle değil mi?

 

Dersim isyanının 1937 yılında başladığını göstermek yanlıştır. Çünkü Dersim, isyancıların fokur fokur kaynadığı bir ocak oldu. Evlerinde MEYDAN LAROUSSE bulunanlar, o sözlüğün 3. cildinin 583-584. sayfalarını açıp okusunlar. Dersim’de ilk isyan 1877 yılında çıkmış. Sonra 1878-1885-1907-1909-1916-1930 yıllarında birtakım kişiler, devletimize isyan etmişler. Son isyan, 1937 yılında, Seyit Rıza’nın ve adamlarının marifeti. Doğrusu Seyit Rıza’nın seyitlikle kıl kadar bile alakası yoktur. Çünkü onun, seyit sayılması için hem Arap olması, hem de Hazreti Hüseyin’in soyundan gelmesi şarttır. Rıza ise, bizim Kürt asıllı bir Alevi vatandaşımızdır. Bir kelebek, ne dereceye kadar kartal sayılırsa, Kürt asıllı Rıza da işte o kadar Seyit’tir.

 

Ben bir tarihçi değilim. Sosyolog etiketim de yok. Elbette yanılabilirim. Ama bana göre, bir insan hem Kürt, hem de Alevi olmaz, olamaz.

 

Sebeplerini, bir başka yazımda açıklarım. Yalnız şu kadarını belirteyim ki, bugünkü Alevi zamahının veya semahının Alevilikle hiçbir ilintisi yoktur. Zamah, yüzde yüz bir Türkmen oyunudur. Türkmenistan’a gittiğimde gözlerimle gördüm. Çekimini yapıp devlet televizyonunda da, STV’de de gösterdim. Türkmenistan’da Türkmen kardeşlerimizin KUŞ TEPTİ isimli oyunlarına bizim Alevilerimiz, dini bir kıyafet giyindiriyor, Türk’ün sazı ve Türküleriyle onu zamah diye icra ediyorlar. Suriye’de de, Irak’ta da, Mısır’da da Aleviler var. Oralarda niçin saz ve zamah yok. Arap ne bilir Türk’ün oyununu ve sazını. Dersim isyanını, 72 yıl sonra, büyük bir öfkeyle ortaya çıkaranların kursaklarında yeni isyanlar vardır.

 

Seyit Rıza ve adamları Fırat üzerindeki bir köprümüzü yakmasalardı, o köprü başındaki karakolumuzu basıp 33 askerimizi, kumandanlarıyla birlikte şehit etmeselerdi, Dersim faciası yaşanır mıydı, kurunun yanında yaş da yanar mıydı

 

Dersim harekâtını, Celal Bayar’ın üstüne yıkmaya çalışanlar var. Yanlıştır. “Bu mes’eleyi kökünden hallediniz” diye emir veren ve manevî evlâdı Sabiha Gökçen’i bile Dersim üzerine gönderen Atatürk’tür. Dersim ayaklanması keşke olmasaydı; ama oldu. Allah yurdumuzu, yeni Dersim ayaklanmalarından korusun niyazındayım.

 

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan, 28-29 Kasım 2009 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !